Artık  yüksek tonla çocuk sesleriyle çınlayan sokaklar yerini internet kafelere teslim etmiş durumdalar.Sokaklarda zevkle oynanan saklambaç,kör ebe,yakan top,bezirgan başı gibi geleneksel oyunlarımız kayboldu.Mahalle aralarına serilen oyun kilimleri de yok.Pencerelerden yarıya kadar sarkan annelerin  ‘’hadi oğlum-kızım artık eve gel akşam oldu’’diyen sesleri tıpkı ninelerimizin ve dedelerimizin anlattıkları masallar gibi kulaklarımızda çınlayan  güzel hatıralarımız olarak mazideki yerini aldı.

Küreselleşen Dünya’da değişen oyun ve oyuncak kültürü çocuklarımızın gelişimlerini de etkilemiş ve geleneksel çocuk oyunlarının saf ve deneyimsiz hali yerini, endüstri haline gelen oyun ve oyuncağın temelinde mekanikleşen mantığına bırakmıştır.Yarışma ve yarışmacı anlayışı ile modern çocuk oyunları tüketim kültürü,nüfustaki aşırı artışlar,hızla  gelişen çarpık kentleşme ve yoğun trafik gibi etkenlerle kapalı mekanlara sıkışmış, doğal oyun alanları yok olmayla yüz yüze kalmıştır.Özgürce kurgulanıp oynanan oyunların araç ve mekana bağlı hale gelmesi oyunun olmazsa olmazı serbestliği yok etmiştir.

Günümüz oyunlarının özelliklerine bakarsak  çocukların ve oyunların kapalı mekanlara taşınması,bağımsızca kurulan  oyunların azalması toplumsal ilişkilerin farklılaşmasına ve bireyselleşmeye neden olmuştur.Oysa oyun çocuğa düşünmeyi,kendi başına karar vermeyi,sorumluluk almayı,paylaşmayı öğretir. Yani demeye çalışıyorum ki oyunların öğretisi ve getirisi sayılamayacak kadar çoktur.Yitip giden çocuk oyunları çocuklarımızın bilgisayar başında tek başlarına oynadıkları oyunlarla mukayese edilebilir mi sizce ?Bir düşünün hazır,kurgulanmış, çoğunlukla şiddet içeren oynarken çocukların elleri ve kollarından başka bir uzuvlarının hereket etmediği bu oyunların geleceğimiz dediğimiz çocuklara ne gibi bir öğretisi ve getirisi olabilir ki ?

Şimdi bir çoğunuz tıpkı benim gibi çocuklarımızın özgürce oyun oynayabildiği bir mahallemiz bir alanımız yok diye hayıflanıyorsunuz değil mi? Kendime mahalle kavramı ve kültürü neden bu kadar önemliydi diye sorduğumda aklıma birbirinin çocuklarını sahiplenen göz kulak olan karşılıklı değer veren ve bunu gösteren içten insanlar geliyor.Artık hangimiz bırakın mahalleyi yan komşumuzu tanıdığımızı düşünüyoruz.Çocuğumuzu hiç selam bile vermediğimiz insanların çocuklarıyla oyun oynamaya göndermeye tereddüt ediyoruz.

Hemen hepimizde geçmişe duyulan özlem,geçmişte olan şeyleri günümüzde arama,karşılaştırıp hayal kırıklığı yaşamak gibi kolaycı bir tutum var.Artık hayıflanmaları kaybettiğimiz değerlere üzülmeyi bir tarafa bırakıp geleceğimiz için bir yol çizmeli ve uygulamaya geçmenin vaktidir.Mesela apartmanlarımızda birlikte yaşadığımız komşularımızın hal ve hatırlarını sormakla başlayabiliriz işe.Genel olarak hepimiz Oturup kaybettiğimiz değerlere ağlamaktan  bu değerleri kaybedenlerin de bizler olduğunu gözden kaçırıyoruz.Sanki mahalle kültürünü eski çocuk oyunlarının bitmesine yok olmasına bizler sebep olmamışız.Hızla değişen Dünya’ya uyum sağlamak için bir şeyler sürekli yer değiştiriyor yada yok oluyor.

Adana Ticaret Odası İnşaat Meslek Komitesi Başkanı Halil AVCI yaptığı bir açıklama da ‘’Artık yaşam tarzı değiğiyor.İnsanlar artık köşe başında herhangi bir binadan değil içinde sosyal donatıların olduğu bir siteden daire almak istiyor çünki geçmişte kentler bu kadar kalabalık değildi mahallede herkes birbirini tanır birbirlerinin çocuklarına göz kulak olurdu.kötü niyetli insanlar bulunmazdı’’dedi.Bu gibi bilgilerden yola çıkılarak mevcut duruma hayıflanmak yerine duruma adapte olup biran önce kaybolan değerlerimizin tekrar kazanılması daha gerçekçi bir yaklaşım olur sanki.

Kaybolan mahalle kültürü ve  çocuk oyunlarının yok olmasının sebepleri konusunda Uzman Psikolog  Çağla DÖRTLÜOĞLU’nun bir yazısı kafalarda ışık yakmaya yardımcı olacak niteliktedir.Dörtlüoğlu yazısında ‘’Çocuklar ilöğretim hayatına başladıktan sonra okul,etüd,özel ders gibi şeylerle okadar yoğun bir hale geldiler ki sokağa çıkıp oyun oynamak onlar için lüks haline geldi.’’diyor.Yani çocuklarımızı birer yarış atına dönüştürüyoruz.Bu konuya uzun uzadıya girmeyeceğim çünkü bu konu etraflıca ele alınması gereken bir konu.Şahsen kaybolan değerlerimizin kaybedilmesinde eğitim sistemimizin de sorumluluk sahibi olduğunu düşünüyorum.Milli Eğitim de bu doğrultuda düşünmüş olmalı ki unutulmaya yüz tutmuş 151 geleneksel çocuk oyununu kitap haline getirerek İlköğretim okullarına ve bu okullarda görev yapan öğretmenlerimizin  yetiştirildiği  eğitim fakültelerine göndermiş.Geleceğe dair umutlarımızın devam etmesini sağlayan bu hareketi ne kadar yaygınlaştırabilirsek yitirdiklerimizle ilgili bu önemli konuda bir denge sağlamış olacağımız kanaatindeyim.

Çocuklarımız için gerekli olan sağlıklı büyüyebilmenin zeminini geçmişten ders alarak geleceğe dair umutlarımızı kaybetmeden hazırlamakla sorumluyuz.Bütünün bir parçası olan biz yetişkinler düşünelim unutulmaya yüz tutan şeylerin içinde bizlerde yokmuyuz ?.Çocuklarımızın sağlıklı büyüyen sağlıklı düşünen paylaşımcı birer birey olmaları için unutulmaya yüz tutan değerlerimizi kendimizde hatırlayalım.Çocukluğumuzda okullarda öğretmenlerimizin ağzından duyduğumuz o cümleyi ara sıra bizde kuralım.

‘’Hadi çocuklar içerde kimse kalmasın’’.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here