KADINLAR GÜNÜNE DAİR…

”İçindeki çocuğu döve döve ‘kadın olmak’ zorunda kalanlara ithafen”

   Kapitalizmin desteğiyle hızla artan belirli günler ve haftalar kervanına oldukça karşıyım. Lakin bazıları pek bir anlamlı pek bir değerli. Aradan cımbızla seçtiklerimden biri olan ”Dünya Kadınlar Günü” de işte bunlardan biri.

        Zordur bir çok coğrafya da kadın olmak. Gözünün içindeki feri söndüre söndüre, içindeki çocuğu döve döve yaşarsın çoğu zaman… Bu nedenledir ki bazı haklar çokta kolay kazanılmıyor.

        Tarihçesine baktığımızda oldukça dehşet verici, çileli ve meşakkatli bir yolun sonunda bu noktalara gelinmiştir. Bugün ki  yüzeysel etkinlikler dün yaşanan trajedilerden çok uzak kalmakla birlikte konu aynı gerçekçilikte boyut değiştirerek yaşanmaya devam ediyor. Devrin değişen şartlarıyla evrimleşen bu trajediler ışığında ”kadın olmak”  kavramının daha derinlemesine irdelenmesi gerektiğine inanıyorum.

         Böylesine anlamlı bir günü kapitalist sisteme çark tutarcasına değil  farkındalık oluşturmak, layık olduğu seviyeye taşıyabilmek  adına akademisyenler tarafından geniş çaplı araştırmalar  yapılmalıdır. Ortaya konulan sonuçların kamuoyu ile paylaşılması aşamasında ise kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve sivil toplum örgütlerinin bir çok etkinlikle buna destek vermesi gerektiğini düşünüyorum.

        Çok konuşulacak konu başlıklarından bahsedecek olursak; kadına şiddet, cinsiyet ayrımcılığı ve sosyal eşitsizlikler gibi uzayıp giden bir liste oluşturmak mümkün. Hatta basında erkek mesleği olarak bilinen ama nadir de olsa kadınlar tarafından icra edilen enteresan haberlerde artışa da tanık olabiliriz. Ancak buz dağının görünen kısmı bunlar.. ya görünmeyen kısmı? Kadının emeğinin değersiz görülmesi, kadını itibarsızlaştırma çabaları, küçük ve zayıf algılanması… kısaca kadının insan olarak değer görmemesi gibi derin mevzular…

        Pakize abla vardı bizim apartmanın temizlik işlerini yapan. Hafta sonları merdivenlerde yakaladığımda çay ikram eder, sohbet ederdik. Bir gün Pakize ablanın inadını kırmayı başardım ve içeri girmeyi kabul etti. Kahvaltı yapıp çay içtik beraber. Sohbet esnasında öyle laflar etti ki!  kafama sert bir şey vurmuştu adeta. Ben dedi ”itin insandan daha değerli olduğu mahallelerde temizlik yaparım”. Resmen laf boğazıma durdu. Nasıl yani dedim? Ardından devam etti. ”Bırak hoş geldin demeyi yüzüme bile bakmazlar benim; ama kedinin, köpeğin ağzını, yüzünü yalayıp, yapmadık şirinlik bırakmazlar. Bizimle aynı sofraya oturmazlar, kedilerini, köpeklerini elleriyle beslerler. Yanlış anlaşılmasın hayvanları severim bizimde köyde köpeğimiz vardı. Ancak insandan daha değerli değildi. Bana hanımım dedirtirler bende derim ancak sen insan olamamışsın ki hanım nasıl olasın diye geçer içimden” demişti. Kısa süreli şokun ardından çayları tazeleme ihtiyacı hissettim çünkü ne diyeceğimi bilemedim gerçekten.

        İnsan olarak birbirimize değer verdiğimiz gün ancak kadına gerçek değerini vereceğiz. Emeğini küçümsemediğimiz gün ancak kadının değerini bileceğiz, kadının kadını küçümsemediği gün ancak değerimizi bulacağız. Sevgili hanımlar görüldüğü gibi her şey bizde başlıyor. İnsan olarak, öğretmen olarak, anne olarak önce kendimizi sonra yetiştirdiğimiz çocukları, çevremizi ve çemberin bütün halkalarını iyileştirdiğimiz zaman kendi değerimizi bulacağız.  

     Ne diyeyim gene iş başa düştü. Kolay gelsin diyorum bu sefer. Değerimizi bulduğumuz günlerde görüşmek dileğiyle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here