Yaklaşık binyıl önce Anadolu’nun kapılarının Türklere açılmasıyla ve Anadolu’da büyük Türk medeniyetlerinin hakim olmaya başlamasıyla birlikte bu topraklar uğruna şehit olanların hatırası da onlarla birlikte ölümsüzleşmeye başladı.

Türklerin hüküm sürdüğü Balkanlar’dan İran topraklarına, Kırım’dan Hicaz’a ve Kuzey Afrika’ya kadar uzanan geniş coğrafyada hakimiyetimizin bir nişanesi olarak pek çok vatanperver canını, ülkesi ve milleti için ortaya koydu.

Öyle ki, Devletin en tepesinden en aşağısına kadar her kademede insanımız son nefesini şehitlik mertebesinde vererek tarihte unutulmaz yerini aldı. Büyük Selçuklu Devleti Vezirlerinden Nizamülmülk, Haşhaşi tarikatı tarafından düzenlenen suikastla olsun, Osmanlı Padişahlarından I. Murat I. Kosova Savaşı’nın sonunda savaş meydanında bir Sırp askeri tarafından hançerlenirken olsun, savaş meydanlarında canını vatanı için siper ederek öldürülen askerlerimiz olsun, işgal edilen topraklarımızdaki masum kadınlarımız, çocuklarımız ve yaşlılarımız hep aynı kutlu davanın birer neferi olarak gözlerini yumdu. I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusu altında  Çanakkale’den Sarıkamış’a, Galiçya’dan Trablus’a kadar dört bir yanda düşmanla çarpışan askerimizin de tek bir ortak noktası vardı: Namusu kadar onurlu gördüğü vatan toprağını savunmak ve yaban ellere teslim etmemek. Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk  adlı eserinde de ifade ettiği gibi “Türk milleti istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.”

Tarih boyunca Türk devletlerini yıkmak isteyen sadece dış düşmanlarla değil, içeriden de düşmanlarla olan mücadelede milletinin ve vatanının yanında saf tutanlar hainlerin saldırılarıyla şehitlik mertebesine ulaşmıştır. Dolayısıyla Anadolu coğrafyası öyle stratejik bir yerdedir ki herbir kilometrekaresine düşen şehidimiz, bu toprakların kutsallığını yaşayan nesiller için daha da bir anlamlı kılmaktadır.

Bizlerin, bin yıldır bu toprakların Türk hakimiyetinde kalması için canını düşünmeden ortaya koyan şehitlerimizin onurunu korumak ve yaşatmak bilinciyle hareket etmesi, ahlaki ve vicdani bir sorumluluktur. Toplumların sağlıklı gelişimi, geçmiş nesillerin yaşadıklarının üzerine gelecek nesillerin dersler alarak kurulmasıyla olur. Şehitlerimizin mirası olan vatanımızın ve milletimizin ebedi varlığı, onların uğruna canlarını feda ettiği değerleri daha iyi anlamaktan geçmektedir. 

Umarım, bilimde, ekonomide, sanatta, sporda ve siyasette ürettikleriyle şehitlerimizin mirasına sahip çıkacak ve güçlü Türkiye’yi inşa edecek gençlerimizle daha çok gururlanabiliriz.

Bu ilk yazımla birlikte Öğrenci Pano internet sitesinde bana yazarlık imkanını sağlayanlara da teşekkür ederim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here