Günlük hayatımızda artık sıkça duyduğumuz kelimeler var; Küresel ısınma, iklim değişikliği, sera gazları gibi. Geçmişe göre karşılaştığımız ani sıcaklık değişiklikleri, eskisinden kuvvetli fırtınalar, ekstrem yağışlar ve doğa olaylarını gözlemliyoruz.
Bilim insanları geçtiğimiz senenin (2016) dünyamız sıcaklık kayıtlarının tutulduğu tarihten bu yana en sıcak yıllardan biri olduğunu söylemekteler [1].
Acaba dünyamıza ne oluyor diye soruyoruz kendimize.
Fosil yakıt olarak tanımladığımız kömür, petrol ve doğalgaz kullanımı küresel ısınmanın en önemli sebebi olan seragazı emisyonlarının ana kaynağıdır. Paris’te geçen Aralık ayında dünya, kendine iddialı bir hedef koydu: küresel ortalama sıcaklık artışını 2 derecenin mümkün mertebe altında ve endüstri öncesi düzeylerin 1,5 derece üzerinde sınırlamak. Bu ayın başlarındaki G20 zirvesinde, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri Paris anlaşmasına resmi olarak bağlılıklarını bildirdiler. Bu, sera gazı emisyonlarını kesmeye ve küresel ısınmayı sınırlamaya yönelik uluslararası çaba için önemli bir ileri adımdır. Ancak, imza sahibi ülkeler tarafından şimdiye kadar verilen mevcut azaltma taahhütleri bu iddialı hedefi karşılamak için yeterli değildir [2].
Avrupa Birliği’nin Paris hedefini uygulamaya katkıları nasıl olacak sorusunun cevabı ise 2030 ve 2050 enerji ve iklim değişikliği hedefleri ile ortaya koyulmuştur.
Avrupa Komisyonunun enerji alanındaki 2030 Hedefleri şu şekilde sıralanabilir [3].
• 1990 seviyelerine kıyasla sera gazı emisyonlarında% 40’lık bir azaltma,
• Yenilenebilir enerji tüketiminin en az% 27 payı
• Her zamanki senaryoya kıyasla en az% 27 enerji tasarrufu
Avrupa Birliği 2050 için ise enerji sisteminin karbonsuzlaştırılmasını hedeflemektedir. Yenilenebilir enerjinin payının artırılması ve enerjinin daha verimli kullanılması kritik önem taşımaktadır. Avrupa Birliği 30-40 yıl önce inşa edilen AB’deki enerji altyapıların birçoğunun düşük karbonlu alternatiflerle hemen değiştirilmesi, gelecekte daha pahalıya mal olacak değişiklikleri önleyebileceği düşüncesine sahiptir [4].
Görüldüğü gibi enerji verimliliği bahsi politikaların tamamında ön plandadır.
AB’nin 2016’da yayınladığı istatistiklerinden alınan verilere [5] göre elektrik üretimi ile ilgili bilgileri Tablo 1.’de verilmiştir.

Tablo.1 AB elektrik üretim verileri [5]
2008’den itibaren (krizi unutmamak gerek) doğal gaz ile elektrik üretimini azalttığı ve enerji ve iklim değişikliği politikalarına bağlı gelecek yıllarda da azaltacağı anlaşılmaktadır. Doğal gaz kullanımı da sera etkisine yol açan gazların salınımına yol açtığı için, yenilenebilir enerji türlerinin teşviği ön plana çıkmaktadır.

Tabii burada gözden kaçmaması gereken bir nokta, AB hala katı yakıt -kömür demekten kaçınarak- kullanımını sürdürmesidir. 1990’da elektrik üretiminin % 39.3’ünü katı yakıtlardan sağlayan AB 2014 yılında bu payı % 25.3’e kadar indirmiştir. Ancak AB halen elektriğinin dörtte birini katı yakıtlardan sağlamaktadır. Temiz Kömür Teknolojilerinin geliştirilmesine kaynak ayırmakta ve hem katı yakıtlı yakma tesislerinin hem de nükleer enerji santrallerinin elektrik üretimindeki payını da kademeli olarak azaltmaktadır.

Küresel ısınmaya yol açan sera gazı emisyonlarında 2013 verilerine göre % 10,8 paya sahip Avrupa Birliği ülkeleri, yenilenebilir enerji kaynaklarını aktif hale geçirerek mücadeleye katkı sunmayı istemektedir ki bunu da Avrupa, 7. Çevre Eylem Programı’nda belirtildiği üzere 2050’ye kadar “bu gezegenin sınırları içinde iyi yaşama” şeklinde özetlemektedir. Başarısını ya başarısızlığını istatistiklerden takip edeceğiz [6].

Peki AB yenilebilir enerji yatırımlarını sadece küresel ısınma ile mücadele için mi yapıyor sorusunun cevabını ise ayrı bir yazı da paylaşacağım.
Özetlemek gerekirse:
Gelişmekte olan ülkemizin kısa orta ve uzun vadeli sera gazı emisyonlarını azaltma planlarının içinde yer alması gereken yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının hızla uygulamasına ihtiyacımız var. Bu bahis 2023 hedefleri içinde de ele alınmış durumda ve tüm alt politika alanlarına yansıtılmakta. Fosil yakıt kullanımını hızlı bir şekilde aşağıya çekmemiz gerekli. NEDEN? Ülkemizin bu iklim değişikliği içindeki payını azaltmak için!
Peki payımız ne kadar?
Türkiye’nin 445,640 kt CO2 eşdeğeri sera gazı emisyonu varken AB’nin bizim emisyonlarımızın on katından fazla 4704,011 ktCO2 eşdeğeri emisyonu söz konusudur. ABD ve Çin’den ise hiç bahsetmiyorum bile  ve ülkemizin küresel ısınmaya yol açan gazların salınımındaki payı % 1 civarındadır[7]. Bir soru ile konuyu bağlamak istiyorum; acaba gelişmiş AB, sera gazı emisyonlarında hedeflediğini % 40 azaltmayı geçtim % 10 azaltmayı başarsa ne olur? Cevabı açıktır: Türkiye’nin tüm emisyonlarının yol açtığı küresel ısınma etkisinden daha fazla bir etkiyi ortadan kaldıracaktır.
Elbette küresel ısınma ile mücadele sürdürülmeli ancak gerçekten bu işin neresinde kaldığımızı, etkileyen mi etkilenen mi olduğumuzu iyi tartmamız gereklidir.

[1]. Nasa Jan. 18, 2017, Release 17-006, https://www.nasa.gov/press-release/nasa-noaa-data-show-2016-warmest-year-on-record-globally
[2] Avrupa Çevre Ajansı, http://www.eea.europa.eu/tr/articles/parisin-otesinde-dusuk-karbonlu-ekonomiyi
[3] https://ec.europa.eu/energy/en/topics/energy-strategy/2030-energy-strategy
[4] https://ec.europa.eu/energy/en/topics/energy-strategy/2050-energy-strategy
[5]https://ec.europa.eu/energy/sites/ener/files/documents/pocketbook_energy-2016_web-final_final.pdf
[6]http://www.eea.europa.eu/tr/pressroom/newsreleases/avrupa2019da-cevre-2015-gelecekteki-refah
[7]Trends in Global CO2 Emissions 2015, Report, sayfa 27; http://edgar.jrc.ec.europa.eu/news_docs/jrc-2015-trends-in-global-co2-emissions-2015-report-98184.pdf

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here