TÜRK MİLLETİ MENDERES’İ ÇOK SEVMESİNE RAĞMEN O CESARETİ GÖSTEREMEDİ..

Sayın UYSAL 15 Temmuz gecesine en yakından şahitlik edenlerden biri de sizsiniz. Gecenin yaşanan o anlarını bir de sizden duyabilir miyiz?

Ben 1980 darbesini biliyorum o zaman lisedeydik. Tabi bir sağ sol kavgası vardı, kardeş kavgası vardı, kaos ortamıydı. Belki halk o zaman darbeye ses çıkarmadı ama 15 Temmuz gecesi yapılan darbede bir kardeş kavgası bir çözülmesi gereken bir problem yoktu. Cumhurbaşkanı halkın oyuyla seçilmiş, parlamenter sistemle işleyen bir hükümet var bu da halkın oyuyla seçilmiş. Artık bu ülkenin ileri gitmesini arzulamayan kişiler tarafından yapıldığını biz hemen anladık. Darbe olmadan önce de, ben 80 ihtilalini bildiğim için ilk önce alacakları cumhurbaşkanı, o zaman cumhurbaşkanı almamışlardı o zaman yoktu zaten, başbakan, bakanlar ve milletvekilleridir. Benim ne de olsa askerler tarafından alınacağım için ben doğru meclise gittim. İlk giden milletvekiliyim, gidip ilk lambaları yakan, arkadaşlarımız organize etmeye çalışan, işte Karabük’ü de oradan idare etmeye çalışıyoruz, buradaki insanların yönlendirilmesini gerçekleştiriyoruz. Tabi meclisin içerindeyken defalarca bombalandık ve ölümle ilk kez böyle yüz yüze kaldık. Allah o günleri bir daha göstermesin. Türk halkı asla korkmadı. Belki de hayatında millet olarak gösteremediği bir cesareti gösterdi. 1960 yılında ihtilal olduğu zaman Adnan MENDERES’ i astılar ama Türk milleti MENDERES’ i o kadar çok sevmesine rağmen içeri akıttılar, dışarıya akıtamadılar. O cesareti gösteremediler. 15 Temmuz da insan haklarına, demokrasiye, hukuka sahip çıkmak adına Dünya’ya bir ders verdik. Bundan dolayı da aziz milletimizi tebrik ediyorum. Ben bir daha bu olayların vuku bulmamasını arzu ediyorum. Artık aziz Türk milleti çok daha bilinçli, demokrasiye seçtiği insanlara sahip çıkıyor. Başkasının taşeronluğunu yapmıyor. Bundan sonra bir daha darbe girişimine bulunabilecek insanların cesaretlerinin olmadığını düşünüyorum. Eğer onlar cesaret gösterip demokrasiye insan haklarına hukuka karşı eylem içerisine girecek olurlarsa yine aziz milletimiz onları en ağır şekilde cezalandıracaktır.

HAVA ALANI REKABET GÜCÜ DEMEKTİR. KEŞKE DENİZDE GETİREBİLSEK..

Hayata geçirilmesi beklenen havaalanı projesi ne aşamada veya hayata geçirilecek mi?

   Ben şuna inanıyorum. Bu çağda iletişim ve ulaşım imkanlarından faydalanmıyorsan mücadele etme şansın yok. Bir Rektörün görevi havaalanı yapmak değildir ama az önce belirttiğim ben insanlığa, ülkeme, milletime hizmet edeceğim diyorsan, milletin rekabet etmesini sağlaman gerekiyor. Bu çağda iletişim ve ulaşım imkanlarına sahip olmayan hiçbir yerin rekabet etme şansı yoktur. Hayatın kaçınılmaz şartlarından biri olmuştur. Havaalanı da böyledir. Çevre illerinde havaalanı var senin burada yarattığın bu alan yoksa sen yarışmaya 10-0 geride başlıyorsun. Ama havaalanını yapacak olursan rakiplerinden 20-0 öne geçmiş olacaksın.  Küçük rekabet gücü olmayan bir şehrin rekabet kuran bir üniversitesi de olmazdı. İkisi birbirinden çok etkilenir. Birlikte büyümek gerekiyor ama nüfus sayımız, ticaretimiz, turistimiz, üniversitemizin yapısı devlet tarafından öncelikli olarak havaalanının yapılmasına imkan vermiyor. Biz de üniversite olarak bu işe öncülük verecek olursak şehrimizin önünü açacağını düşündük ve üniversitemizde Sivil Havacılık Yüksekokulu açtık. Amacımız hem pilot yetiştirmek hem de havaalanını üniversitemize kazandırmaktı. Ulaştırma Bakanlığı ile havaalanını nereye yapılacağını araştırdık çünkü istediğiniz yere havaalanı yapamıyorsunuz. Rüzgarın konumu, sis olayları birden fazla etken var. Ona da bir günde karar veremiyorlar. Aylarca, yıllarca o testlerin analizlerini yapıyorlar ve biz havaalanının yapılacağı yeri belirledik. Bir hayırsever de bu işi üstlendi. Her şeyden önemlisi de milletine güveneceksin. Benim param yok bu işi nasıl yapacağım diyorsan bu iş olmaz. Biz üniversiteyi kurarken Karabük üniversitesinin fiziki yapılanmasının belki de yüzde ellisinden fazlasını Karabük halkı üstlenmiştir. Sen halkına güvenirsen her türlü imkanı yakalayabilirsin. Önemli olan halkımıza vizyon yüklemektir ve geleceği görebilmektir. Bunda da gecikmemek lazım. Bir an önce bu tür faaliyetleri gerçekleştirecek olursak şehrimizin, üniversitemizin, ülkemizin önünü açmış olacağız. Bugün kimse havaalanına, telefona ihtiyaç yok diyemez.Keşke deniz de getirebilsek. Ona da ihtiyaç var.  Artık yeni fırsatlar oluşturmalıyız. Mevcut üzerinden yapabileceğimizi yapmışız,  yapılanmayı sağlamışız, kontrolü sende değil ama yeni bir kanal yaptığınız zaman yeni istihdam alanları, yeni iş alanları ve hem devletimize hem milletimize gelir kaynağı oluşturacaktır. Bu yüzden yeni yaklaşımlara açık olmak gerekir.

 

İSTİKRARIN  OLDUĞU YERDE BÜYÜME OLUR. KARABÜK’TE YETİŞENLER BU ÜLKEYİ İMAR ETTİLER..

2023 Türkiye’sinde Karabük’ün vizyonu nedir?

    2023’e inşallah bu sistem değişikliği ile gireceğiz. Bugün 2023 vizyonunu koyduk ama bu parçalı yapıdan dolayı biz de buna çok fazla adapte olamadık. Rektörlük dönemimde de 2023 vizyonu oldu. Ama 2023 vizyonunu Recep Tayyip ERDOĞAN başbakanken belirledi. Biz 500 milyar dolarlık ihracat yapmalıyız, Dünya’nın onuncu büyük ekonomisi olmalıyız, Dünya’da siyasi olarak bir güç haline gelmeliyiz, milli gelirimiz şuna çıkmalı, kişi başına düşen gelir şu olmalı ifadelerini kullandık. Ama bunu herkes anlayamadı. Çünkü yönetim sistemimizde bir farklılık var, iki soruyu birleştiriyorum. Mesela üniversiteler, Yükseköğretim kurumları direk Cumhurbaşkanlığına bağlı. Hayatta hiç yolları kesişmiyor. Başbakan bir karar alıyor diyor ki; 2023 vizyonunun gereklerini yerine getireceğiz. Sadece bu bakanlık arasında kalıyor. Hani üniversiteler hani YÖK bu ülkenin geleceğini belirleyecekti. Bütün nitelikli gençlik bunların elinde. Biz üniversite olarak hiçbir toplantıyı gerçekleştiremedik. Ama bundan sonra hükümet değişikliğinin olmasıyla birlikte YÖKde, üniversiteler de, diğer bakanlık da alınan bu politikalara harfiyen uymak zorunda olacak. En güzel yer de burası milli meselelerde artık ayrılık olmayacak. Ben Cumhurbaşkanına bağlıyım sen bana emir veremezsin, ben senin toplantına gelmem. Öbürü işte ben bakanlığa bağlıyım, YÖK’le benim irtibatım olmaz şeklinde şimdiye kadar enerjimizi boşa gideren bu sistem baştan ortadan kalkmış olacak. Zaten başkanlık sisteminin gelmesiyle birlikte bir istikrar yakalanmış olacak. Karabük’ümüzün ve ülkemizin ekonomik, sosyal, kültürel alanda bir büyümesi söz konusu olacak. İstikrarın olduğu her yerde bir büyüme olur. Seçim dönemlerinde bu ülke kalkınmaz, gelişmez. Neden? Sonucun ne olacağını bilemezsin. Hükümet kurulur kurulamaz. Güvenoyu alır alamaz. Belirsizlik içinde sen tüm varlığını bir yere yatırım yapamazsın. Bırak bir ev dahi alamazsın. Hükümet kurulsun, ben önümü göreyim, ona göre yatırım yapayım diyeceksiniz ama 16 Nisan’dan sonra bu belirsizlikler oradan kalktığı için daha fazla yatırımlar olacaktır.

 Karabük ölçeğinde soruyu değerlendirecek olursak; inşallah o zamana hava alanı yapılmış, sanayileşmesini daha fazla gerçekleştirmiş. Biliyorsunuz Eskipazar’da çok büyük organize sanayi tabelası astık, o zamana artık üretime geçmiş ve işsizliğe çare olmuş ve Karabük bir rekabet şehri olacaktır. Hem üniversitesiyle hem sanayisiyle. Burada gerçek anlamada bir birikim var. Sadece Karabük dediğimizde bir fabrikadan ibaret değil, bu fabrika bir okul. Burada yetişenler bu ülkeyi imar ettiler. Bugün ihracatçılara bakacak olursak bu fabrikada yetişmiş, burada eğitim almış mühendislerdir, burada çalışan insanlardır. Bu ülkeyi aslında Karabük yönetiyor, bu yönetimde daha aktif olacağını düşünüyorum ben.

ÜNİVERSİTEDEKİ GENÇLERİMİZ KENDİNİ GERÇEK MANADA  YETİŞTİRMİŞ İSE ZATEN KENDİ İŞİNİ KENDİSİ KURACAKTIR..

Üniversiteden mezun olmak diplomayı almakla kalmıyor. Şu an yüzden fazla mezun açıkta. İşsizlik oranı iyice artarken buna nasıl dur diyeceğiz?

Elbette. Bahsettiğim gibi bir istikrarın olması lazım. Artık dünya küçük bir köy haline geldi. Sizin bazı şeyleri tek başınıza yapmanız mümkün değil. Amerika bile ne yapıyor?

– Politikalarında değişiklik yapıyor. Dışardan sermayenin kendi ülkesine gelmesini arzu ediyor. Biz bu kaos ortamında yabancı ülkelerden bu sermayeyi nasıl getireceğiz, birlikte nasıl üretim yapacağız?

– Bunu yapma şansımız yok. Tabi üniversitede okuyan öğrencilerimiz eğitimlerini alıyor ama çok da rekabetçi bir eğitim değil. Yani sadece ezbere dayanan, derinlemesine analiz edemeyen eğitim. Artık bunu çağımız kabul etmiyor. Eğitim sadece dört duvar arasında yapılan bir iletişim de değil.  Ben inanıyorum ki önümüzdeki dönemde üniversitelerin yeniden bir yapılanmaya gitmesi gerektiğini, uzaktan eğitim diye bir şey gerçekleşti, hayat boyu öğrenim diye bir şey var. Bilim o kadar hızlı gelişiyor ki artık takip etmekte insanlar zorlanıyor. Beş yılda bilgi birikimi iki katına çıkıyor. Binlerce yılda topladığın bilgi artık bir anda değişiyor. Artık yeni bilgiler ortaya çıkıyor. Onun için gençlerimiz derinlemesine belirli konularda bilgi sahibi olması gerekiyor. İşsizliği önleyecek bir emirle, bir kanunla, düzenleme ile bu işler olmaz. Bu nitelikli insan gücü ile olur. Üniversitedeki gençlerimiz kendini gerçek manada yetiştirmiş ise zaten kendi işini kendisi kuracaktır. Sizim sorunuzdan anladığım kadarıyla biri fabrika açsın oraya da ben gidiyim, orada iş bulayım. Bu anlayış değil. Üniversite gençliğinden beklenen orada fabrika açmak değil, artık home ofis dediğimiz evinde yazılım yapabiliyor musun? Evinde e-ticaret yapabiliyor musun? Bilgi üretebiliyor musun? Bilgiyi pazarlayabiliyor musun? Reklamı pazarlayabiliyor musun? Bunu yapacağız. Yani bir kere mantaliteyi de değiştirmek gerekir. Artık fabrika 3. Dünya ülkelerinin işi konumunda. Eğer dahaçok dünyada rekabet edecek olursak fabrika ile değil, laboratuvar ile ön plana çıkarsak dünyada da lider olma şansımız var. Bugün biz bilim ve teknolojide o kadar da yol almış değiliz. Bilime katkımız o kadar az ki bu ülkenin ileride rekabet edemeyeceğinin göstergesidir. Belki işçilik ücretlerinin düşük olmasından dolayı belirli üretimleri burada yapıyor olabiliriz, bir iş vermiş olabiliriz ama işçilik ücretlerinin düşük olmasından dolayı diyorum. Biz daha çok üniversitelerimizde katma değeri yüksek ürünleri üretmeye yönelik çalışmalar yapacağız. Niteliğe önem vereceğiz. Böylelikle de istihdam alanı kendiliğinden gelişmiş olacaktır. Yani istikrar olmadan, istihdamın olmayacağını da bilmek gerekiyor. Bu ülke bugün bir savaş, bir kaos yaşıyor. Bu ülkeyi ortadan kaldırmaya çalışanlar var. Burada istikrarı nasıl sağlayacaksınız? Her gün şehit haberleri geliyor. Yani dünya siyasetini de üniversite gençliği çok iyi takip etmesi lazım.  Üniversite gençliği diyorsa ki “Benim Suriye’de ne işim var, orası bizim topraklarımız değil ki, biz kim için ölüyoruz? “ Bunu daha kendi kafasında canlandıramıyorsa o zaman istihdamı oluşturmamız mümkün değildir. İlk önce üniter devlet yapısını koruyacağız. Burada istikrarı yakaladıktan sonra istihdam beraberinde gelecektir.

KARABÜK HALKI İLE BİRLİKTE BİR ESER BIRAKTIN, BİZ HAKKIMIZI HELAL EDİYORUZ..

Bir baba bir eş olarak kısaca bütün bunlardan geriye kalan Burhanettin UYSAL’ ı da tanıyabilir miyiz?

İşte onların hepsinden uzak kaldım. Benim bir oğlum iki kızım var. Ülke meseleleri ile uğraşan kişilerin çok da ailelerine ayıracak vakitleri yoktur. Çok uzun zamandır; bu rektörlüğüm de dahil olmak üzere…

   Ben eve gittiğimde çocuklarım muhtemelen uyumuş oluyordu ve onlardan önce kalkarak da işimin başına geliyorum. Hem Karabük’te hem Ankara’da yaşıyoruz. Çocuklarım ve eşimle çok fazla irtibatım olamıyor. Ama çocuklarım ve ailem benimle gurur duyuyor. Neden?

  • Baba bizimle ilgilenemedin ama bir eser bıraktın diyor. O üniversiteye baktığımız zaman ailem de gurur duyuyor. Karabük halkı ile birlikte bir eser bıraktın, biz hakkımızı helal ediyoruz diyorlar ve bu onuru da bana yaşatıyorlar. Haricinde de benim bireysel olarak ne bir hobim var, ne de boşa harcayacak bir zamanımız. Bütün enerjimizi bu toplumumuza, bu milletimize aktarmaya çalışıyoruz.

Röportaj: İrem Kalem & Emine Şen

KARABÜK MİLLETVEKİLİ PROF.DR.BURHANETTİN UYSAL RÖPORTAJ BÖLÜM 1 İÇİN TIKLAYINIZ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here