Bir mühendisin ifadesiyle mühendislik, “Beceriksiz birinin iki dolara yaptığı kötü bir işi, bir dolara iyi yapma sanatıdır.” Yani, insanların teknik ihtiyaçlarını en verimli şekilde ve en kısa yoldan üretebilmek mühendisliğin temelinde vardır. Fen bilimlerinde bir mühendisin ürettiği çıktının, o toplumun gelişimi için katma değer yaratması beklenir. Örneğin, bir dağı dolana dolana çıkan bir yoldansa, dağın delinip açılacak bir tünelden gidecek araçlar zamandan ve yakıttan tasarruf sağlayacaktır. 

İşte benzer bir durumun sosyal bilimler alanında da olması beklenir. Ancak, beşeri bilimlerde her zaman ve her durumda iki kere iki dört etmediğinden bu bilimlerin toplumsal gelişmeye olan katkısı aynı ölçekte olmaz. Gelişmiş ülke ekonomileri incelendiğinde özellikle fen ve sağlık bilimlerine yapılan yatırımlar üzerinden kalkınma dinamizminin sağlandığı görülür. Ülkemizin de ortalama gelişme hızının uzun vadede yükselmesi isteniyorsa, bilimsel anlamda bu alanlara yatırımın yükseltilmesi esastır. 

Öte yandan, gelişmenin dinamizmi mekanik bilgiye dayansa da öznesi insan olduğundan beşeri bilimlerin de bu gelişme sürecinde olması kaçınılmazdır. Eğitimli ve duyarlı
toplumlarda mühendislerin ürettiği çıktıyı amaca uygun kullanan bireyler, gelişmeye de kolay ayak uydurmaktadır. Ancak, tersi toplumsal yapılarda bireyler gelişmeye uyum sağlayamamaktadır. En basitinden emniyet kemeri gibi en ilkel otomobil güvenlik aparatını dahi arkasından bağlayan bir toplumda mühendislik sanatının alıcı bulması daha yavaş olur. 

Bu konunun medya ayağı ise çok farklı bir nokta da ortaya çıkmaktadır. Beşeri bilimlerin toplumsal gelişmeye katkı verecek bir mühendislik anlayışı taşıması beklenirken, medyanın ve özellikle de televizyonun böyle bir ahlaki sorumluluk taşımadığı anlaşılmakta. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde medyanın farklı bir toplum mühendisliği yürüttüğü görülmektedir. Ajans Press’in RTÜK’ten derlediği verilere göre günün büyük bir kısmının televizyon izleyerek geçirildiği Türkiye’de, ilk tercih magazin programları ve dizilerdir. Ayrıca, Türkiye’de günlük televizyon izleme süresi, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İspanya ve İtalya gibi ülkelerin de üzerindedir.  Bu bilgilerin kaygı verici ve düşündürücü yanı ise özellikle televizyonların toplumun şekillendirilmesinde ‘mühendislik’ sanatına ihanet içerisinde bir anlayışa sahip olmasıdır. Çünkü, dizilerle, magazin programlarıyla ve uzman yoksunu tartışma programlarıyla doldurulmuş televizyonların, toplum mühendisliğini sosyal gelişme yönünde değil, tersine sosyal narkoz için kullandığı aşikardır. 

Bu yayıncılık anlayışının aslında Anayasamızda yer alan ailenin, çocukların ve gençlerin korunmasına ilişkin maddelerle de çelişmesine rağmen ve televizyon yayıncılığın Türk toplum ve aile yapısına uygun olmasını da denetlemekle yetkili RTÜK’ün varlığına rağmen de sürdürülüyor olması da dikkat çekicidir. Şurası bir gerçektir ki hepimizin ortak temennisi olan çağdaş devletler düzeyinin üzerinde bir seviyeye çıkmak ve Cumhuriyetin 100. Yılında gelişmiş ekonomiler arasında yer alabilmek için günde beş buçuk saat televizyon izlemek yerine, beş buçuk saati kitap okumak, Dünyadaki gelişmeleri takip etmek ve yaratıcılığımızı geliştirmek için kullanmalıyız.

10 YORUMLAR

  1. Ekonomik,bilimsel olarak gelişmiş toplumlarda genellikle televizyon programları belgeseller,eğitici faaliyetler,hatta ve hatta yaşadığımız Evren’i öğrenmemiz gerektiği konuları işlerken, Ülkemizde evlilik programlarI,toplumsal değerler yansıtmayan diziler, yemek programları gibi programlar olduğu sürece ekonomik sosyal veya bilimsel olarak gelişmiş ülkelerin seviyesine gelmemiz çok uzun süre alır.

  2. Anlamlı ve eğitici bir yazı ama malasef uzun yıllardır bu sorunlarla karşı karşıyayız.Çözüm merkezi olan RTÜK bu konuda eksikleriyle çıkıyor karşımıza bu tarz topluma yönelik olumlu yazılarla belki de insanlarımızı aydınlatabilir ve sadece reyting amaçlı olan bu programların daha az izlenmesini sağlayabiliriz.Düşündürücü ve anlamlı bir yazı teşekkürler.

  3. 2016 yılı içersinde RTÜK’e evlilik programlarının kapatılmasına dair 94792 şikayet bulunulmasına rağmen, bugün baktığımızda bu programlarının sunucuları çok yüksek bir ücret almaya devam etmektedir. Ne yazık ki bu devam ettiği sürece toplumumuzda bu tarz programların; eğitici, belgesel vs programlar karşısında uzun bir süre daha popülerliğini koruyacaktır.

  4. Gayet eğitici ve toplumumuzun en büyük yaralarından olan televizyon bağımlılığının iç yüzünü gösteren bi çalışma olmuş. Umarım toplumumuz bir gün kitaplara yönelir, çok geç olmadan.. Elinize sağlık hocam.

  5. Gayet açıklayıcı ve bilgilendirici bir yazı olmuş. Toplumun şu aralar en büyük sıkıntısıni kaleme almissiniz hocam. İnşaallah toplumumuz da bu tür yazıları okuyarak bilgilenip daha fazla bataklığa suruklenmezler kaleminize sağlık hocam…

  6. Sadece evimizin değil,hayatımızın merkezine yerleştirdiğimiz televizyon;hayatımızın gündelik yaşantıdan ziyade uzun vadede kötü etkilerini görmek çok zor değildir. Gerbner’in “Televizyon ve Kültürel Göstergeler” (“TV and Cultural Indıcations”) adlı projeli çalışmasındaki bulgulara göre Amerikan TV program­larında gerçek dünya çarpıtılarak verilmektedir. Bu programların dün­yayı dolaştığını düşünürsek, dünyanın şekillendirilmesi ve tek bir yönde olumsuz olarak algılandığı­nı söyleyebiliriz. Milli kültürün bozulmasından,sağlığın kaybına,iş gücünün azalmasından,lüks tüketimin artmasına,kişilik ve kültür bunalımından,ahlaki değerlerin hiçe sayılıp,toplumu istediği yönde dizayn ettiği aşikârdır.

  7. Bir bıçak yetenekli bir aşçının elinde güzel sofraya, azılı bir katilin elinde ise cinayete sebep olur.Medya da yönlendiriciler tarafından yaratılan algı ve oluşturulan toplum yapısının bir nevi paket servisidir. İnsanlara istenilen neyse o sunulur. Dolayısıyla medya ve en büyük etkileyici medya araçlarından olan televizyon sayesinde insanların beynine düşünmek istedikleri, onlar yerine düşünen insanlar tarafından aktarılır.
    Bir örnek: Yugoslavya bölünürken önce fabrikalar kapandı, rüşvet yolsuzluk çılgınca arttı. İşsizler ordusu ortaya çıktı, Ardından etnik ve dini bölünme oyunu sahnelendi, sendikalar bölündü. Yabancı sermaye sendikal hareketi etnik olarak örgütlendi, yargıya el konuldu Anayasa’yı Koruma Mahkemesi kaldırıldı, Siyaset ve Ekonomiyi yönlendirildiği gibi eğitime de el atıldı medya ise çoktan ele geçirilmişti, Yugoslavya yok olurken kısacası insanlara ‘pembe dizi’ izletildi ve toplum uyutuldu olanların birçoğunun farkında bile değildi.
    Aynı şeylerin bizlere de bilindik geldiğini varsayarak; Medya, İstihbarat ve Karar Alıcılar üçgeninde toplumumuzun medya ile imtihanının narkoz etkisiyle devam ettiğini görmekteyiz.Vasıfsız liderlerin ilkesiz yönetimleri altında medyadanda sağlıklı bir yönelim beklemek şu an için zor olsa da, geleceğin inşasında bize düşen görev yükümlülüğünde üzerimize düşeni yapacağımıza inanıyorum. Aydınlık geleceğin önümüze hazır olarak servis edilen medya ve etkenleriyle değilde, okuyarak, araştırarak kitaplar ile geleceğine inancım tamdır, bedenler ölür kitaplar, yazılanlar ve fikirler ölmez.

  8. Kitle iletişim araçları yani medya toplumda oldukça önemli bir yere sahip olduğundandır ki dördüncü kuvvet diye nitelendirenler var. Tamda sizin dediğiniz​ gibi toplum mühendisliği için de bulunmaz nimet.. Boş vakti televizyon karşısında fazla geçirmek üzücü ama bir tercih ve insanlara sunulan programlar içi boş olmamalı.. Onlar da izlemesinden ziyade hazırlayanların da dünyaya bakışı çok önemli..Bu haber kanalları için de geçerli.. Neden bunca medyayı ele geçirme çabası çoğu ülkede? Bu sorunun nedeni zaten medyanın öneminin de cevabı. Kaleminize sağlık..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here