KARABÜK ÖĞRENCİPANO SAYFAMIZDAN BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYINIZ

BİZİM HEDEFİMİZ KARADENİZ’İ BİR TİCARET GÖLÜ HALİNE ÇEVİRMEK.  

Sayın ÖZCAN 150 yıllık bir geçmişe sahip olan Filyos Liman Projesi hayata geçirilmek üzere. Bu proje için gerekli olan istihdamı ve istikrarı nasıl sağladınız?

Filyos Liman Projesi Abdülhamit ’ten bu yana Osmanlı ve Türkiye’nin gündemini meşgul eden, önemi konusunda ve gereklilik konusunda herkesin mutabık kaldığı bir faaliyet. Demek ki siyasal, ekonomik, sosyal zemin oluşamamıştı. Biz ticaret odasında göreve geldiğimizde bugüne kadar Batı Karadeniz’i hareketlendirecek en önemli sosyal ve ekonomik projenin bu olduğuna inandık. Bunu yaparken de; Bartın’ın küçük de olsa bir limanı var, Zonguldak da keza öyle. Dolayısıyla bu Zonguldak ili sınırları içerisinde olmasına rağmen; bu işi Karabük ve Karabük ticaret ve sanayi odası kadar hiç kimse sahiplenmedi. Dolayısıyla ticaret ve sanayi odası başkanı olmadan önce siyasi hayatımda da her yaptığım görevde de benim birinci maddem Filyos limanıydı.

Filyos limanı batı Karadeniz’i hem Avrupa’ya hem kuzeye hem doğuya açacak bir liman. Liman başlı başına yanında yeni sanayi tesislerini, yeni inovatif ürünleri, istihdamı, ekonomideki sıcak parayı ve bunun döngüsünü sağlayacak bir proje. Peki Bartın Zonguldak limanları varken niye bu kadar ısrarcı oldukFilyos limanı konusunda? Bizim bölgemizin dünyada rekabetçi olabilmesi için, dünya pazarlarına açılabilmemiz için limanları kullanıyoruz. yalnız elimizdeki mevcut limanlar daha küçük limanlar olduğu için büyük tonajlı gemiler bu limanlara yanaşamıyorlar. Dolayısıyla biz ürünlerimizi buradan dünyaya gönderirken daha küçük gemilere göre partiler yaparak gönderiyorsun ama deniz nakliyesindeki en önemli maliyetlerden bir tanesi de navlun dediğimiz ücretlerdir. Dolayısıyla küçük gemilerle ihracat yaparak Dünya’da rekabetçi olma şansımız yok.

Karadeniz’in İstanbul’un bölgenin yükünü çekecek böyle büyük limana ihtiyacımız vardı. Türkiye’deki üç büyük liman projesinden biri burası. Filyos limanını takip etmek, Filyos limanı için ısrarcı olmak bunu neticelenmesini sağlamak tek başına bir şey ifade etmiyor. Bunula beraber bizim yeni Pazar arayışlarımız söz konusu. Filyos Limanı’nın temeli atılmadan önce ihale sürecinde Ticaret ve Sanayi Odası olarak dış ticaretle ilgili bir program yaptık. Bizim hedefimiz Karadeniz’i bir ticaret gölü haline çevirmek. Bunu yaparken de Filyos’u çıkış noktası olarak kabul ettiğimizde önceliğimiz Romanya’daki Köstence Limanı. Bu limanın bir özelliği vardır çok büyük bir limandır ve nehir üzerinden İngiltere’ye kadar ticaret yapabiliyorsunuz.

Karadeniz’in Avrupa’ya açılacak kapısı Köstence Limanı. Köstence ve Romanya Ticaret Odaları ile, oradaki meslek kuruluşları ile ticari protokoller imzaladık. Kardeş Oda anlaşmaları yaptık. Liman bitmeden onlarla ilişkilerimizi daha ticaret yapabilir, daha güvenli bir zemine oturmuş, samimi ilişkileri oluşturulmuş bir ticaret kapısı olarak değerlendirdik. Bundan sonraki hedefimiz Ukrayna Odesa Limanı, Kırım ve Batum Limanı var. Yani biz buradan Karadeniz’in kuzeyini Avrupa Birliği tarafından soldan Köstence tarafından başlayarak büyük liman kentleriyle beraber bir anlaşma bir Kardeş Oda, protokoller ile beraber Filyos limanını Karabük olarak altyapısını hazırlıyoruz. Filyos Limanı bittikten sonra burası boş durmayacak, üretilmesi ihracat yapılması gerekiyor. O yüzden de bu zeminin hazırlanması gerekiyor. Bizim için ne kadar önemli olduğunu ifade etmek adına bu kadar detaya girdim. Biz Filyos Limanı bittiği gün, hizmete açıldığı gün başta Karabük ve Batı Karadeniz olmak üzere hazırlıklarımızı yapmış ve hazır ve nazır olacağız.

KENDİ CEVHERİMİZ VAR. BİZİM BİR TİCARET KÜLTÜRÜMÜZ AHLAKIMIZ VAR, DEMİR-ÇELİK KONUSUNDA BİR KABİLİYETİMİZ VAR.

Yönetim Kurulu Üyelerinizden Fatih ÇAPRAZ “Çin’e karşı tedbir alınmalı.” dedi. Bu cümle ile sanayi gelişimi dış ülkeler ile sağlanırken getirmiş olduğu zararlara işaret edilmişti. Sizin bu görüşe bakışınız nedir?

Dünya’da dış ticarette Çin ayrı bir yerde tutmamız gerekiyor. Ben fatih beyin bu manadaki söylemlerine katılıyorum. Çin’e karşı bir kota uygulanması gerektiğine inanıyorum. Özelikle Karabük’ü ilgilendiren demir-çelik konusunda, bizim burada ürettiğimiz üretim maliyetlerinin yakın fiyatlarda liman teslimi demir satıyorlar. Biz demir-çelik memleketiyiz. Kendi cevherimiz var. Bizim bir ticaret kültürümüz ahlakımız var, demir-çelik konusunda bir kabiliyetimiz var. Dolayısıyla biz bu manada Çin’e bir kota uygulamak suretiyle kendi üretimimizi kullanmamız gerekiyor. Bunun analizleri muhakkak ki var ama Çin’den gelen ürünler ne kadar analiz olursa olsun bizim Türkiye’de ürettiğimiz demir ve çelik ürünlerini kalite olarak tutması mümkün değil.

Bununla ilgili bir de başka düzenlemeler yapılması gerekiyor. Dahilde işleme rejiminin yeniden ele alınması ve yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Bu da ithalat kaydıyla Çin’den gelen ürünleri gümrüksüz ve vergisiz olarak dahilde işleme sürelerinin uzun olduğu için iç piyasada bir döngü sağlamak suretiyle haksız rekabet oluşturuluyor. Bu konuyla ilgili daha önce Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanımız ve şu anki Milli Savunma Bakanımız Fikri Bey’e de bu konuyla ilgili kaygılarımızı ve önerilerimizi, tedbirlerimizi ilettik ve bilgilendirdik. Ama Çin meselesi sadece tek başına değil bizim ithalat ve ihracatla ilgili ve dahilde işleme rejimi ile ilgili programların yeniden bir upgrade ve revizyonu ile mümkün olacaktır. Bunlar birbirine entegre mekanizmalardır.

 TÜRKİYE’DE SADECE 3 TANESİ BU HİZMETE BAŞLADI. BU ODALARDAN BİR TANESİ DE KARABÜK TİCARET ve SANAYİ ODASI.  

Gerçekleştirilen Akreditasyon Ödülüne layık görülerek 1.lik ile dönemi sonlandırdınız. Bu başarıya giden yolu çalışanlarınızla sağlamış olduğunuz sahalardan ve Akreditasyon sürecinden bahseder misiniz?

Akreditasyon demek bizim Türkiye’deki Ticaret ve Sanayi odalarının Avrupa standartlarında ve Avrupa ile entegre, aynı hizmet kalitesinde ve hizmet verebilmesi üyeleri ile ilgili önemli bir meseledir. Dönem-dönem bu programlar düzenleniyor. Odalar ve Borsalar Birliği’nde A,B,C grubu olmak üzere üç tip akreditasyon vardır. Tabi bunlarda A grubu olabilmek bizim gibi oda ve il olarak genç vilayetler için şu anda yakın değil. Çünkü çok geçmiş bir background, kurumsal bir yapı yani büyük odalar Ankara, İstanbul, İzmir, Kayseri gibi büyük odalarda bu birazcık daha mümkün. Genelde bizim standartlarımızda Türkiye’de 365 tane oda ve borsa var. Bizim standartlarımızdaki borsa ve odalar genelde akredite olamıyor veya C grubu akredite olabiliyor.

Biz tüm yönetim kurulu arkadaşlarım, tüm buradaki mesai ve personel arkadaşlarımla beraber öncelikle biz buna inandık. Akreditasyonun gerekliliğini özümsedik ve bunun kazandırmamız gerektiğine ekip olarak inandık. Dolayısıyla da çalışmaya başladık ve bizimle beraber bu yarışa kırkın üzerinde oda girdi. Biz bu kırk küsur odanın içerisinde C grubunu atlayarak hiç görmeden B grubunun Türkiye birincisi olarak Karabük Ticaret ve Sanayi Odası’nı akredite ettik. Üyelerimize kaliteli, hızlı, Avrupa standartlarında hizmet sunuyoruz.

365 oda ve borsada yeni bir sistem uygulamaya çalışıyoruz. 7\24 hizmeti. Bu nedir? Örmek veriyorum ihaleye gireceksiniz bankada işiniz var şehir dışında bir ticari faaliyetiniz var. Ticaret Odası’ndan belge almanız gerekiyor. Bu belgeyi alabilmeniz için buraya gelip müracaat edip burada biz imzalayacağız, ama düşünün unuttunuz pazartesi günü sabahtan bir ihaleniz var. Bu belgeyi cumartesi Pazar almanız burada mümkün mü, değil. Şu anda 365 odada Türkiye’de sadece 3 tanesi bu hizmete başladı. Bu odalardan bir tanesi de Karabük Ticaret Odası. Şimdi cumartesi, Pazar mesai fark etmeksizin bizim web sayfamız üzerinden girdiğinizde bilgileri, ücretli ise de ücretini kredi kartından yatırdığınızda maksimum sistem 5 dakikada bir kendini güncelliyor. Elektronik imzalıyor. Çok kısa sürede belgeyi alıp resmî belge olarak her yerde kullanabilirsiniz.

Bu da düşünün 81 vilayet var. Bu vilayetlerin kaç tanesi büyük şehir? 365 tane oda ve borsa var 3 tanesi bu hizmeti veriyor bir tanesi de biziz. Bu da bizim yine akreditasyon ile beraber onun akabindeki kazanımlarımız ve üyelerimize hızlı ve kaliteli hizmet sunabilmek adına, ticarette zaman ve süre kaybetmemeleri adına gayretlerimiz. 

ARTIK REKABETÇİ OLABİLMEMİZ İÇİN BİZİM KATMA DEĞERİ YÜKSEK ÜRÜNLER ÜRETMEMİZ GEREKİYOR. 

Sanayi- üniversite bağıntısı adı altında kurulacak olan 21 bin metrekarelik alanı teşkil eden Teknokent projesi. Projeden biraz bahsedebilir misiniz? 

Teknokent ve Teknopark dediğimiz mesele Karabük’ün gündeminde hemen hemen hiç yoktu. Bu yine bizim Ticaret Odası olarak arzu ettiğimiz bir konuydu. Bunu Sayın Valimiz de Sayın Rektörümüzle de paylaştığımızda, onların da aynı arzu ve gayrette olduğunu gördük ve bu talebimizi gerçekleştirdik. Sağolsun Sayın Sanayi Bakanımız Faruk Bey bizim bölgemizde şu an tek bakandır. Biz kendisini bölgenin bakanı olarak görüyoruz. O da aynı samimiyet ile Karabük’e bakıyor ve davranıyor. Bu konuda da sözünü verdi. Bununla ilgili de Karabük’e hayırlı olsun diye bu makamda, bu koltukta Karabüklülere bu müjdeyi verdi. ARGE, inovasyon, yeni inovatif ürünlerden bahsediyoruz. Bunların bir akademik çalışması, devam ettirdiğimiz atadan dededen gelen bir sanayi kültürümüz var. Ama artık rekabetçi olabilmemiz için bizim katma değeri yüksek ürünler üretmemiz gerekiyor.

Ben hep ifade ediyorum. Biz 2,5 ton demir üretip satıyoruz. İşte 400 gram telefon alıyoruz. Mesele bu. Dolayısıyla artık bizim hammadde ve yarı mamulden mamule geçmemiz gerekiyor. Bu mamule geçerken de daha az enerji daha az maliyetle daha çok fayda yani inovasyon ve ARGE dediğimiz meseleler devreye giriyor. Bunlar da muhakkak akademik ve bilimsel çalışması olması gerekiyor. Teknokent’i de bu yüzden çok önemsiyorum. Hem şehirdeki esnaflarımızla hem iş adamlarımızla, sanayicilerimizde üniversiteyi, üniversitedeki akademisyenlerimizi entegre edip birbirine girift haline getirdiğimizde,biz de artık Anadolu topraklarından yeni teknolojik, bilimsel ürünler, insan sağlığını, insan hayatını kolaylaştıracak çözümler üretecek ürünlerin üretildiği bir bölge olmasını arzu ediyoruz.

Bu konuda üniversitemiz de çok heyecanlı, gayretli. Biz zaten kendilerine 26 dönüm yer ayırdık. Hızlı bir şekilde de başlayacağız. Dün de organize sanayi bölgemizde bununla ilgili aşağı yukarı 7 milyon liralık yatırıma imza attık. Dün ihalemizi gerçekleştirdik. Organize Sanayi’de ARGE, inovasyon ve test merkezi adı altında bir tesis bir kompleks yapacağız. Bu da aynı zamanda üniversitemizin, Karabük’ün sanayisinin emrinde ve hizmetinde olacak. Umarım Teknopark, İnovasyon Merkezi, organizedeki yüksekokul binamız; bir mini kampüste orada biz de oluşturmuş oluyoruz aslında. Türkiye’de çok olan bir model değil. İnşallah hem Karabük’ün, hem ülkenin, hem değerli öğrencilerimizin de vizyonu açısından fayda sağlayacak bir kompleks diye düşünüyorum.

 

Röportaj: İrem Kalem & Emine Şen & Gülüstan Tuğçe ALVALI

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here