Özgürlük, özgürlüğüm, özgürlüğün…

SOSYAL MEDYADAN BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Evet “özgürlük” hepimizin uzaktan yakına hakkında pek çok şey söyleyebileceğimiz bir kavram… Kimimize göre özgürlük; bir ülkenin bağımsızlığını, kimimize göre yaşayış tarzımızı, kimimize göre ise değişik inanç ve değer türlerini oluşturmaktadır. Peki ya bunların dışında başka bir anlam ya da önem ifade etmiyor mu bu özgürlük dediğimiz unsur? Tabi ki ediyor şöyle ki yukarıda da belirttiğim özgürlük türlerinden birisi olan yaşayış tarzımız, temel de işte bu kavramın ana merkezini oluşturuyor. Şöyle ki insanlık tarihinin derinine indiğimizde eski çağlardan günümüze doğru insanların yaşayış biçiminde çok önemli değişimler olmuştur. Bu değişimlerin en dikkat çekeni ise bireyler arası ilişkilerin giderek artığı ve kişilerin artık daha öncesine göre birbirine çeşitli alanlarda daha da ihtiyaç duymasından kaynaklı olarak birlikte yaşama/ bir arada yaşama gereksinimleri kendini iyiden iyiye hissettirmiştir.

Bilindiği üzere yerleşik hayata geçilmezden önce insanlar kendi başlarına göçebe bir yaşam tarzı sürmekteydi, devamında az öncede bahsettiğimiz çeşitli ihtiyaçlar neticesinde artık yerleşik hayat bir zorunluluk durumu hali almaya başladı. Tüm bunlara bağlı olarak küçük yerleşim yerleri oluşmaya, ardından artan nüfusla birlikte daha da büyük şehir devletleri kurulmaya başlandı. İlk şehir devletlerinin oluşumu Mezopotamya’ da görülmeye başlanmıştır. Bu şehir devletlerinin kurulmasıyla birlikte özel mülkiyet kavramı ve hakları gibi yeni yeni kavramlar da karşımıza çıkmaya başlıyor. Tam manasıyla olmasa bile insanlar belli başlı haklarını devletleri’nin onlara verdiği bu haklar sayesinde kullanmaya başlıyor.

Burada dikkat çekmek istediğim husus özel mülkiyetler sayesinde insanlar bir nebze de olsa kendilerine ait ve başkalarının bu hakka saygı duyacağı bir özgürlük elde etmiş oluyorlar. Bu özel mülkiyet hakları dediğimiz husus birçok şeyi kapsıyor. Şuan için bunlardan sadece birkaçı üzerinde duracak olursak bunlardan ilki bir kişinin evinin içerisinde yaşamış olduğu ailevi yaşantısına ya da kişinin almış olduğu/sahip olmuş olduğu arabasına hiçbir kimsenin karışma ya da sorgulama gibi bir hakkı yoktur. Ancak evin içerisinde yaşanmış olan bir olaydan ve/ veya araba sahibinin arabadayken yapmış olduğu bir eyleme bağlı olarak özel mülkiyet içerisinde olmasına rağmen, eğer ki çevreyi rahatsız ediyorsa bu durum özel mülkiyet kavramının dışında olarak başka insanların özgürlüğün çiğnenmesine sebep olmaktadır.

Tüm bunların yanı sıra özgürlük kavramını sadece özel mülkiyet kavramı temeline sıkıştırmak da çok yanlış olur. Özel mülkiyetin dışında topluma ait olan kamu hizmetlerinin kullanılmasında da özgürlük kavramı kendini belli etmektedir. Konuya biraz daha açıklık getirmek gerekirse; kamuya ait olan ve herkesin aynı ölçüde haklara sahip olduğu bir hizmette buna örnek olarak bir toplu taşıma aracını verebiliriz, bu hizmetten herkes belli kurallar çerçevesinde yararlanmakta özgür ancak aynı hizmeti kullanan diğer kişilerin haklarını gasp etmediği sürece. Burada gasp etmek olarak nitelendirmek istediğimiz diğer kişilerin özgürlüklerine ve haklarına saygı duymak şeklinde ifade edilebilir. Sonuç olarak bir kamu hizmeti kullanılmasında her ne kadar o hizmeti kullanırken bir miktarda olsa para ödemiş olsak da bu bizim bu hakkı kullanırken ne oradaki diğer insanların yanında yüksek sesle telefon ile görüşmeye ne de toplum tarafından pek hoş karşılamayan davranışları sergileme gibi bir hakkı kendimizde göremeyiz.

­Yazımı burada sonlandırırken sıklıkla duyduğumuz ve asla unutmamamız gereken bir cümle olan “Başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde kendi özgürlüğümüz bitmektedir.” sözüyle son veriyorum . İyi günler dilerim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here