FACEBOOK SAYFAMIZI BEĞENMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Cumhuriyet Kenti Karabük

Dizilerde filmlerde izleriz, şehrin kalabalığından bunalan, yorucu iş hayatında hafta sonu tatili için kaçıp gitmek isteyen insanların kafa dinlemek için sessiz sakin yeşille iç içe doğanın göbeğinde dinlenmeye çekildiklerini. Gurbette ki Karabüklüler de öyledir işte. Hele Kocaeli ve İstanbul olursa haftasonları,  yaz tatilleri daha bir özlem olur kaçabilmek için Karabük’e. Unutulmaya yüz tutmuş yemekleri misafirliklerde ana menü olarak ikram edilir , biraz dil kırılarak şiveyle de süsleme yapıldığında lezzetine doyulmaz o sohbetlerin.

Gurbette böyle bir memleket hasreti oluşurken memlekette durumlar nedir peki?   Hani kitaplardan bildiğimiz okuduğumuz 1937 yılında Ulu Önder ATATÜRK’ün talimatıyla İsmet İnönü’nün temellerini attırdığı demir-çelik fabrikası ile köyden şehre dönüşen Karabük. Zonguldak’a bağlı iken 90’lı yıllarda il olan, Safranbolu,  Yenice, Eflani, Eskipazar , Ovacık ilçeleri ile koca bir şehir haline gelen  ve hala çoğu kişinin bile varlığından bihaberdar olan memleketim Karabük.  Yıllar öncesinde  ayrılıkların ve kavuşmaların olduğu terminalinin bir sel felaketi ile yeniden inşa edilmesi aslında dumanlı kent için bir nevi yeni başlangıç oldu. Hastane için Ankara yoluna düşülürken, devlet hastaneleri ile yöre halkı için farklı bir boyut kazandı. Birde Safranbolu UNESCO tarafından da korumaya alınarak tarihi kent ilan edilince önce ülkemizde sonra özellikle Japonlar olmak üzere dünyaya açılan bir pencere olmayı başardı. Köylerinde göçler hızla artarken şehrin göbeğinde bile öğrenci kıtlığı çektiği bir dönemde Karabük’ de herkesin şaşkınlıkla izlediği bir yapı oluştu ve özel ada içerisine alınan Karabük Üniversitesi ışıklarını yakmaya başladı. Tarım arazilerinin köreldiği ilçelerde meslek yüksek okulları ile göçlerin azalmasına ve böylece tersine göçü arttırmak hedeflendi. Fakat yöre halkı iyice içine kapanınca dışarıdan gelecek öğrenciden de korkmaya başladı. Bir nevi depresyon misali giden geri gelmeyince umutlarda tükenmeye başladığından öğrenci kaygıları da ardı sıra geldi. Sadece yöre halkı değil okumak için Karabük  Üniversitesini kazanan öğrencilerde aynı kaygıları barındırıyordu. Adını birkaç kitaptan duydukları  ve dumanlı bacası ile anılan bir şehir var sonuçta karşılarında. Hal böyle olunca da sanki öğrenciyi  istemeyen bir memleket havasına bürünmüş dumanlı kentim Karabük.  Ankara-Zonguldak demir yolu açıldığında mahalle olan Karabük’e bir demir-çelik fabrikası uygun görülmüş ve ülkemizin sanayisine yön veren dumanlı baca faaliyete geçmiş. Böylece çevre illerden özellikle Zonguldak, Kastamonu, Çankırı’dan birçok aileye geçim kaynağı olmuş. Yani Karabük’e gelişler üniversite ile değil demirin işlenmeye başladığı zamanlarda Cumhuriyet döneminde başlamış keza vedalarda öyle. Ama bir tedirginlik hala devam etmekte ve kabuğundan çıkamayan bir Karabük gözler önüne serilmekte.  Yeşili dört mevsim kartpostal misali iken , saklı güzelliklerin, göletlerin, yaylaların kokusu gurbette ki Karabüklülerin burnunda tüter.  Vasiyet edilir beni köyümün topraklarına gömün diye, yani demem o ki farklıdır Karabük aşkı.  29 ekim Cumhuriyet bayramı yaklaşırken yazılarımın başlangıcı Cumhuriyet Kenti olsun dedim ve  Korkulacak değil aşık olunacak kent olarak da noktalamak isterim.  Ara ara burada buluşup yazılarla dertleşeceğiz bakalım gurbetle memleket kavuşumu nasıl olacak hep birlikte göreceğiz.

                              Eğer birgün uğruna gerekirse canımız

                              Damarımızda saklıdır, senin için kanımız

                             Yaşamak için ölmek davasıdır hürriyet

                             Yüzbinlerce şehidin adıdır CUMHURİYET …

Türkiye Cumhuriyetinin ilanının 94. Yılı kutlu olsun…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here