Pazarola Hasan Bey
Pazarola Hasan Bey
Horoz Mehmed Dede
Malatya İlimizde Mercedes lakabıyla bilinen Kadir İsimli Meczup

       FACEBOOK SAYFAMIZI BEĞENMEK İÇİN TIKLAYINIZ

        Atalarımız, “Akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine, deli ol dünya senin kahrını çeksin” demişler. Onlar yaşamımızın bir parçası, soluduğumuz, teneffüs ettiğimiz havayı soluyan, kimilerinin meczup, kimilerinin deli, divane dedikleri kişiler. Bir başka deyişle, George Orwell ‘in tanımladığı gibi; deli dedikleri şey, tek başına bir azınlıktı belki de ya da Mevlana ‘nın dediği gibi aşk bir delilikti.

         Divane kelimesi, deli kelimesi ile eş anlamlı olup, aklını yitirmiş anlamına gelmektedir. Meczup ise; kendini Tanrı ‘ya vermiş, Tanrı sevgisiyle aklını yitirmiş, Tanrı aşığı kimse demektir.

        Şarkılara, şiirlere, filmlere, romanlara, fıkralara konu olmuş, değişik tavırlarıyla güldüren, divane aşık gibi yollarda dolanan, garip ve gureba diye adlandırdığımız yaşamları ile duygusallaştıran, sözleriyle bazen hayrete düşüren bu insanların her birinin ayrı bir yaşam hikayesi, lakabını aldığı birer anısı var. Alışılmışın dışındaki hareketleriyle ilgi çeken bu insanlara yaşadığımız her yerde rastlamak mümkün olduğu gibi, barınacakları ve ihtiyaçlarını giderebilecekleri, yemeklerini yiyebilecekleri bir yer tahsis ederek ilgili mercilerce sahiplenilmeleri gerektiği kanısını taşımaktayım.

        Eskilerde biz söz vardır: “İstanbul ‘un delisi de, velisi de çoktur” diye. İşte o eski İstanbul ‘da ‘Mekansız Sultanlar’ diye adlandırılan meczuplar üzerinde çalışmak, konu hakkında araştırma yapmak zor olduğu gibi, hayli meşguliyet gerektiren bir durumdu. Bu nedenle gerek çalışmaları ve gerekse araştırmaları nedeniyle benden önce emek veren herkese şahsım ve okuyucularım adına teşekkür ederim.

        Osmanlı Devleti zamanında, payitahtın bulunduğu İstanbul ‘da, meczuplar özellikle hafta tatilinin Cuma günü olduğu dönemlerde, kandil, hıdırellez, bayram gibi kalabalık insan gruplarının gezmeye çıktıkları hususi günlerde Eyüp Sultan’da toplanırlardı. Akgömlek Mehmed Efendi ‘nin mezarı ile Hacı Beşir Ağa Türbesi ‘nin civarı meczupların merkezi durumunda idi. Meczuplar bugünde olduğu gibi üzerlerindeki kıyafetlerine dikkat etmezler, pejmürde diye tabir ettiğimiz bir hâlde gezinirlerdi. Kimisi paraya önem vermez, kimileri de etraftan para toplamaktan çekinmezdi. Hepsinin ayrı bir sembolü, kıyafeti, parola hâline gelmiş sözleri vardı. Meczuplar enteresan hal ve hareketlerinin yanı sıra sarf ettikleri üstü kapalı sözleri ile halkın ilgisini çekmekteydiler. Her konuşmalarında mutlaka bir anlam gizliydi.

        Tarih boyunca İstanbul ‘da pek çok meczup yaşamış olup, Evliya Çelebi ‘nin, Seyahatnamesinde yayınladığı meczupların en meşhurlarından bazıları şu kişilerdir: Adam ol Mehmed Efendi, Aynalı Baba, Balıkçı Baba, Boynuzlu Divane Ahmed Dede, Düğümlü Baba, Çöp Atlamaz Baba, Durmuş Dede, Hasan Dede, Horoz Mehmed Dede, Kapani Deli Sefer Dede, Kapani Mehmed Dede, Köpekçi Hasan Baba, Laleli Baba, Nalıncı Memi Dede, Nalıncı Salih Dede, Pazarola Hasan Bey, Sümüklü Dede Divane, Keçeli Dede, Uşum Dede, Bülbül Divanesi, Tabak Divanesi, Eskici Dede, Armağânî Mehmed Efendi, Divâne Duhankeş Dede, Giysüdâr Seyyîd Abdullah Çelebi, Giysüdâr Molla Mustafâ Çelebi, Elekçi Divânesi, Divâne Burnaz Mehmed Çelebi, Yetmiş Kuruş Dede.

        Okurken deli mi yoksa veli mi diyeceğiniz birkaç meczubun hayat hikayelerinden kısa bir derleme yaptım. Buyurunuz efendim…

        Horoz Mehmed Dede: 

       Sultân II. Mehmed Hân ve ordusu ile Konstantiniyye şehrine gelirken, her saat başı horoz gibi çırpınarak öter ve “Kalkın…Ey gâfiller!..” dermiş. Bu nedenle askerler kendisine Horoz Baba demişler. İstanbul’un en eski meczuplarındandır. Hoca Ahmed Yesevî ‘nin mürîdlerinden olup, Hacı Bektaş-ı Velî ile birlikte Horasan’dan gelip, Sultan II. Mehmed ile birlikte Konstantiniyye ‘nin fethinde bulunmuş ni’me’l-ceyş’dendir (mutlu asker). Kabri, Unkapanı Yavuz Er Sinan Camii hazîresindedir.

        Pazarola Hasan Bey:

        Yirminci yüzyılda yaşamış meczuplardandır. Adı, önüne gelen esnaf ve görevliye “Pazar ola!” diye seslenmesinden dolayı Pazarola Hasan Bey olarak kalmıştır. Çelimsiz bir vücudu, oldukça büyük bir başı vardı. Zaman zaman kafasına bir fes veya abanî sarıkla örttüğü başında ayrıca üzerine “Maşallah Hasan Bey” yazılı bir şerit bulunurdu. Ayağına yaz kış mes lastik giyer, elinde de siyah şemsiye ya da sopa bulunurdu. Açıktan verilen parayı kabul etmez, gizlice cebine sokulduğu takdirde ses çıkarmaz ve insan içinde o paraya el sürmezdi. Atlamataşı Caddesi’ndeki evinden yürüyerek çıkar, daha çok Bâyezid ve Şehzâdebaşı olmak üzere buralara yakın semtlerde dolaşır, sevdiği insanlarla şakalaşırdı. Bazen de günlerce evinden dışarıya çıkmazdı.

        Osman Dede:

        On yedinci asırda Osman Dede isminde bir meczup, Aksaray’da Yeniçeri kulluğunun önündeki kaldırımda tam elli yıl, yaz kış anadan doğma çıplak oturmuştu. Yerinden yalnız geceleri, zaruri ihtiyaçlarla kısa bir zaman için ayrılırdı. Bir gün tebdil gezen Sultan Dördüncü Murat’a:

“-Murat, Murat. Dul ananı bana nikâhla ver, sen de kurtul millet de”

Diye laf atmış, Dördüncü Murat ’tan validesi Kösem Sultanı istemişti. Herkes Osman Dede ’nin derhal idam edileceğini düşünüyordu. Fakat Sultan Murat saraya döner dönmez bir kriz geçirdi. Bu kendisinin ölümüne sebep olacak olan siroz krizi idi. Hemen yatağa yattı. Osman Dede bir müddet sonra, bulunduğu kaldırım üstünde eceliyle öldü.

         Deli İbrahim mi, Veli İbrahim mi, Sultan İbrahim mi?

        Tarihimizde Deli İbrahim olarak bilinen Sultan İbrahim; aslında Psiko-Nevroz hastası idi. Bunun sebebi de Uzun müddet zindan da kalması ve  her an ölümün soğuk yüzünü ruhunda ve iliklerinde hissetmesi idi. Dördüncü Murat ’ın ölümü üzerine tahta oturduğunda herkesi hayrete düşüren sözleri şöyle söylüyordu:

“Ey Tanrım. Benim gibi zayıf bir kuluna saltanat nasip ettin. Biraz sonra koca bir devletin ülkelerinde yaşayan insanların mal ve can güvenliği iki dudağımın arasından çıkacak bir söze bağlı kalacak. Yeryüzünde irademin önüne geçecek bir güç bulunmayacak. Eğer ben zulüm ve acımasızlıkla insanların üzerinde bir kabus olursam, kudreti İlâhiyeni göster, beni kahret…”

         Adam ol Mehmed Efendi:

        İstanbul’un tanınmış meczuplarından biri olan Adam ol Mehmed Efendi yirminci yüzyılın başlarında Beykoz’da yaşamıştır. Önüne gelene “Adam ol, adam ol!” diye seslendiği için Adam ol Mehmed Efendi diye anılmıştır.

***

        Bir fıkra ile yazıma son vermek, Osmanlı döneminde meczup olarak adlandırılan bu insanların deli mi yoksa veli mi olduğu takdirini siz değerli okuyucularıma bırakmak istiyorum. Buyurunuz efendim, onu da sizler bulun…

Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş. Yanına Başvezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş. Padişah, ihtiyarı selamlamış:

“Selamunaleykum ey pir-i fani…”

“Aleykumselam ey serdar-ı cihan…”

Padişah sormuş:

“Altılarda ne yaptın?”

“Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor…”

Padişah gene sormuş:

“Geceleri kalkmadın mı?”

“Kalktık… Lakin, ellere yaradı…”

Padişah gülmüş:

“Bir kaz göndersem yolar mısın?”

“Hem de ciyaklatmadan…”

Padişahla Başvezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar.

Padişah Başvezire dönmüş:

“Ne konuştuğumuzu anladın mı?”

“Hayır padişahım…”

Padişah sinirlenmiş:

“Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım.”

Korkuya kapılan başvezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş. Bakmış adam hala orada çalışıyor.

“Ne konuştunuz siz padişahla…”

Adam, başveziri şöyle bir süzmüş:

“Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim.”

Başvezir, yüz altın vermiş.

“Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah olduğunu.”

“Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi.”

Vezir kafasını kaşımış.

“Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?…”

Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.

“Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim.”

Vezir bir soru daha sormuş…

“Geceleri kalkmadın mı ne demek?”

Adam bir yüz altın daha almış.

“Çocukların yok mu diye sordu. Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim…”

Vezir gene kafasını sallamış.

“Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek…”

Adam gülmüş.

“Onu da sen bul…”

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here