Cennet Obruğunda inşa edilen şapel

Bugün, kendisine bir türlü kabul ettiremesem de, kendi  tabiriyle misafiri olduğum, kültürel açıdan çok yönlü bir kişiliğe sahip, Mersin İli, Silifke İlçesi Turizm Bürosunda görev yapan değerli arkadaşım Aytaç Kurtuba ‘nın eşliğinde Cennet-Cehennem mağarası ve Üç Güzeller Mozaiği ‘ni gezip kendisinden bilgiler edineceğiz…

“Merhaba Aytaç. Uzun zaman oldu görüşmeyeli, nasılsın?”

“Teşekkürler Cem, iyiyim. Sen nasılsın?”

“İyiyim kardeşim, çok sağol. Seni gördüm daha iyi oldum.”

Karşılıklı temennilerle birlikte çaylarımızı içip, sohbetimizi tam koyulaştıracakken ziyaret konusunu açtım.

“Kardeşim bugünkü sebebi ziyaretim okurlarım için. Şu Üç Güzeller Mozaiği ve Cennet-Cehennem Mağarası, daha önce birlikte gezmiştik. O muhteşem anıyı tekrar yaşamaya ve senin bilgilerinle yaşatmaya geldim desem ne dersin?”

“Hoş geldiniz derim kardeşim. Peki, cennete mi, cehenneme mi gitmek istersin?”

Bu espriye birlikte gülerken söze girdim.

“Tabii ki cennete Aytaç. Fakat en doğrusunu Allah bilir. Önce Üç Güzeller Mozaiğine mi gitsek?”

“Elbette Cem. Haydi o zaman. A çayını içmemişsin, soğumuştur. Tazeliyelim istersen.”

“Teşekkürler kardeşim. Kendimi Silifke ‘nin o meşhur yoğurdundan yapılmış ayranına saklıyorum desem.”

“Silifke ‘yi unutmamışsın Cem. O zaman önce Üç Güzeller Mozaiğine gidiyoruz.”

Silifke Turizm Bürosunda, Üç Güzeller Mozaiği ve Cennet-Cehennem Mağarasına ait tanıtım broşürlerini inceledikten sonra Silifke ‘ye bağlı şirin bir köy olan Narlıkuyu ‘ya gitmek üzere yola çıktık.

“Gideceğimiz köyün adı Narlıkuyu Köyü Cem. Gittiğimizde göreceksin. Şirin ve çok güzel bir köy. Üç Güzeller Mozaiği köy meydanında bulunan, bizim Narlıkuyu Müzesi olarak adlandırdığımız küçük binamızda yer alıyor. Aynı zamanda karşına müthiş bir Roma Hamamı çıkacak. İşte müzeye geldikkk.”

“Küçükmüş gerçekten. İçeri girebiliyor muyuz Aytaç?”

“Elbette kardeşim. İçeride müze görevlimiz var.”

“Hoş geldiniz Aytaç Bey.”

“Hoş bulduk, kolay gelsin. Arkadaşım Zonguldak ’tan geldi. Misafirimiz. Müsaadenizle müzeyi birlikte gezip kendisine anlatmak istiyorum.”

“Elbette, buyurun.”

“Teşekkürler. Müsaadenizle. Cem, burası Poimenious ‘un yaptırdığı Roma hamamı ve şu mozaikte üç güzeller mozaiği olarak adlandırılıyor. Tabanındaki mozaik koruma altına alınarak tek katlı küçük bir mozaik müzesine dönüştürülmüş. Cennet – Cehennem olarak bilinen Korykion Antron ‘daki Cennet obruğunun derinliklerinde küçük bir akarsu bulunmaktadır. Bu akıntı Narlıkuyu ‘daki doğa harikası küçük körfezde denize karışır.  İşte tam bu noktada M.S. 4 ‘ncü Y.Y. ‘a ait bir Roma Hamamı inşa edilir. Roma Hamamının zemin mozaikleri üzerinde üç güzeller olarak adlandırılmış olan antik dönemin baş tanrısı Zeus ‘un üç kızı resmedildi. Zeus ‘un bu üç kızının ismini hatırladın mı Cem?”

“Sanki. Hımm. Taliya, Agliya idi sanırım. Üçüncüsü neydi hatırlayamadım kardeşim.”

Gülüşmeler…

“Biraz yaklaştın Cem. Bu isimleri tam olarak ifade etmek gerekirse: Aglaia, Thalia ve Euphrosine ‘dir. Zeus ‘un bu kızları, güzelliği ile ünlü uyum tanrıçası Eurynome ‘den doğdu. Üç kız kardeş Kharites olarak anılır.”

“Ne demek ki bu Kharites kardeşim? Yani ne anlama geliyor?”

“Kardeşim bu isim, Antik Yunanca ‘da parlaklık, ışıltı ve güzellik anlamına gelen kharis sözcüğünden türetilmiştir. Sanatın her dalının koruyucusu ve insanlarla tanrıların esin kaynağıdırlar. Ayrıca tanrıçaların üzerlerinde bir yazıt bulunmaktadır Cem. Bu yazıtta; “Ey dost, bu güzel hamam suyunun saklı olan kaynağını kimin bulduğunu sorarsan, bil ki o kişi, kutsal adaları dürüst yöneten ve imparatorların da dostu olan Poimenios ‘tur.” İfadeleri bulunmakta ve hamamı yaptıran kişinin adını vermektedir.”

“Evet Poimenios. Demiştin daha önce kardeşim. Hatırladım.”

“Evet Cem. Yine gördüğün gibi Narlıkuyu Müzemizde Roma dönemine ait mozaik levhalar, tablolar ve figürler de bulunmaktadır.”

“Dokunabilir miyim Aytaç?”

“Elbette bir mahsuru olmaz sanırım. Özür dilerim, bakar mısınız?”

“Buyurun Aytaç Bey.”

“Müzemizde bulunan, şuradaki figürlere, küp parçalarına temas edebilir miyiz?”

“Elbette Aytaç Bey, zarar vermediğiniz müddetçe bir mahsuru yok.”

“Teşekkürler. Üç güzeller mozaiği için benim anlatacaklarım bu kadar Cem. Zamanımız kısıtlı, az sonra çıkalım istersen. Daha Cennet – Cehennem Mağarasına gideceğiz. Ardından yöresel yemek ve senin kendini sakladığın Silifke ‘nin meşhur yoğurdundan yapılma bol köpüklü yayık ayranından içeceğiz.”

“Teşekkürler Aytaç. O zaman çıkabiliriz.”

Müzede görevli personele teşekkür ederek Cennet-Cehennem Mağarasına gitmek üzere yola çıktık.

“İstersen yalnızca cennet kısmına gidelim Cem. Zira sen cennete gitmek istiyordun. Öyle değil mi?”

Gülümsedim.

“Mağarayı bütün olarak gezmek gerek kardeşim. Cehennemi görelim ki cennetin önemini kavrayalım.”

“Bak bu konuda sana katılıyorum Cem.”

“Hımmm. Katılmadığın konularda var yani Aytaç?”

Aytaç gülerek cevap verdi.

“Lafın gelişi o kardeşim. Biraz sonra ulaşırız. Yolumuz az kaldı. Sonra tantuni yiyeceğiz ve yanında da bol köpüklü güzel bir yayık ayranı. Taşucu ‘na varınca da cezerye yeriz. Uyar mı sana kardeşim?”

“Sürekli yemekten bahsediyorsun Aytaç. Karnın acıktı galiba?”

“Sanki senin acıkmadı. Yemek ve ayranı duyduğunda, kaçar gibi, nasılda Narlıkuyu Müzesinden çıktığını gördüm.”

“Haklısın Aytaç.”

Demiştim ki, geldik dedi.

“Cennet-Cehennem Mağarası burası Cem. Önce Cennet Obruğuna girelim. Cennet obruğunun en derin noktası yaklaşık 70 metre. Hazır mısın kardeşim? Şimdi tam 455 basamak ineceğiz.”

Cennet Obruğundan içeri doğru basamakları tek tek inerek girmeye başladık.

“Aman Allahım. Bu yapı ne böyle Aytaç? Hiç bozulmamış sanki.”

“M.S. 5 ‘nci ya da 6 ‘ncı yüzyılda yapılmış olduğu düşünülen bir şapel Cem.”

“Biraz daha geniş açıklama alabilir miyim kardeşim?”

“Tabii ki. Şapelin giriş kapısı üzerinde bir yazı vardı Cem. Onu gördün mü?”

“Girişte mi? Şapelin görselliğinden girişteki bu detayı görmemişim Aytaç.”

Cennet Obruğunun iç kısmı

“O zaman şapelin girişine geçelim. Girişte bulunan bu yazıda, şapelin, Paulus adında dindar bir şahıs tarafından Meryem Ana adına yaptırılmış olduğu yazmakta.”

 

“Hımmm. Trabzon ‘daki Sümela Manastırı gibi yani kardeşim. Çünkü diğer adı Meryem Ana Manastırı. Oranın yapımı hususunda da buna benzer bir hikaye duymuştum. Sümela Manastırı tam 72 odadan ibaret olup, dağlık bir arazide kayaya oyularak, keşişlerce yaptırılmış bir manastır. Rivayete göre manastırda görevli olanlar ve eğitim alanlar zorunlu olmadıkça dışarı çıkmazlar, tüm ihtiyaçlarını manastırda görürlermiş.”

“Evet, öyle de diyebiliriz Cem. Fakat burası bir manastır değil şapel. Benzer yönü sadece Meryem Ana adına inşa edilmiş olmaları olabilir.”

“Evet bu konuda haklısın Aytaç.”

“Hımmm. Bana hak vermediğin konularda var yani Cem.”

Birlikte gülümsedikten sonra… Evet skor 1-1 oldu dedi Aytaç ve anlatmaya devam etti.

“Şapelin kubbesinin içi Hz. İsa ve havarilerin betimlenmiş olduğu fresklerle süslenmiş. İstersen şapelden çıkıp obruğun içine doğru ilerleyelim Cem. Fakat bundan sonraki basamaklar biraz kaygan olabilir. Dikkat etmek zorundayız.”

“Peki Aytaç. İnebiliriz. Ayrıca basamaklar hususunda uyarıda bulunduğun için teşekkür ederim kardeşim.”

“Rica ederim Cem. Haydi bakalım. Yavaş yavaş inelim öyleyse.”

Obruğun içerisine doğru ilerledikçe yukarıdaki kızgın güneşin yerini bir serinlik alıyor, kuru toprak yerini kaygan bir zemine bırakıyordu. Basamaklardan dikkatlice inerken geriye dönüşte bu merdivenleri çıkmanın zor olacağını düşünüyordum. Ama bu görselliği görmek her türlü zorluğa değiyordu. Biraz önce yukarıda gördüğümüz şapeli arkamıza alarak birbirimizin fotoğrafını çekmenin verdiği keyifle Cennet Obruğunun derinlerine doğru ilerliyorduk.

“Dikkatli ol Cem. Bu basamak daha kaygan.”

“Teşekkür ederim Aytaç. Oooo. Aman Allahım. Düşüyordum neredeyse.”

“Seni uyarmıştım Cem.”

“Yeniden teşekkür ederim kardeşim.”

“Rica ederim kardeşim. Cennet Obruğumuzun dibinde küçük bir akarsu bulunmakta, bu küçük akarsu uzun bir mesafeyi yerin altından kat ederek Narlıkuyu ‘dan denize karışıyor. Narlıkuyu Müzesini gezdiğimizde oranın sana bir Roma Hamamı olduğunu söylemiştim. Hatırladın mı Cem?”

“Evet, hatırladım kardeşim.”

“Bu küçük akarsu belki de o Roma Hamamının suyunu oluşturuyordu.”

“Enteresan. Olabilir.”

“Dönelim istersen artık Cem. Dönüş bizim için yorucu olacak biraz. Zira indiğimiz bu basamaklardan tekrar yukarı doğru tırmanacağız ve Cehennem Obruğuna geçeceğiz.”

“Peki kardeşim. Dönelim öyleyse.”

Daha şapele geldiğimizde nefes nefese kalmıştım. Aytaç alışkın olan bacaklarının ona sağladığı güçle, bana yaklaşık 20 basamak fark atmıştı. Arada geriye dönerek bana bakıyor. Bu kez yorulduğumu anlamış gibi, durduğu yerde beni bekliyordu. Yanına vardığımda:

“Biraz dinlenelim istersen Cem” dedi.

Soluk soluğa kalmış bir ses tonuyla:

“Buna nasıl ihtiyacım olduğunu bilemezsin Aytaç. Evet, dinlenelim biraz” dedim.

“Enerji kaybı iyidir bazen kardeşim. Üzerimizdeki fazla kaloriyi yakıyoruz böylece. Hem yaklaşık 1 saat sonra kaybettiğimiz enerjiyi almak için tantuni yiyeceğiz ve ayran içeceğiz Cem.”

“Biraz dinlenmemiz iyi oldu Aytaç. Şu basamakları çıkalım kardeşim. Haydi.”

“Haydi o zaman kardeşim.”

O serin Cennet Obruğundan çıkıp, Cehennem Obruğuna gidebilmek için tekrar yakıcı güneşin altına gelmiştik. İnsan dönüşte anlıyordu cennetin kıymetini. Bu mağaralara neden cennet ve cehennem isminin verildiğini şimdi daha iyi anlamıştım. Yürürken doğada dikkatimi çeken o kadar güzellikler vardı ki, insan buraları gezerken bir an farklı hissediyor kendini. Fakat o da ne? Şimdi sizlere benzer ama beni derinden üzen iki farklı durumdan bahsetmeden geçemeyeceğim. Bizimle birlikte yurt dışından buraları görmeye gelen çok sayıda yabancı turist, bir o kadar yerli turist de mevcut. Cehennem Obruğuna giderken yabancı bir turistin önümüzden doğru yürürken yerdeki çöpleri toplayarak çöp kutusuna attığını, yerli bir turistin ise içtiği suyun pet şişesini doğaya fırlattığını gördüm. Kim yerli, kim yabancı diye düşünmeye başlamıştım. Bu duruma çok kızmıştım. Aytaç anlamış olsa gerek:

“Türkiye böyle bir yer işte kardeşim. Bu insanların kendi ülkesine bile saygısı yok” dedi.

“Herhalde yeryüzünde kendi ülkesine davranış anlamında bizim kadar yabancı aynı zamanda duygusal olan başka bir millet yoktur.  Elin adamı, bırak kendi ülkesini, dünyaya bakışını değiştirmiş. Zihniyet meselesi bu. Biz ne zamandan beri böyle olduk, anlamış değilim. Biz koca bir medeniyetin torunlarıyız. İnsan mahcup oluyor böyle durumlarda. Bu davranışlar bize hiç mi hiç yakışmıyor kardeşim. Ülkemizi sevmek, taşına toprağına değer vermek zorundayız Aytaç” dedim.

Bu duruma ikimizin de canı sıkılmış olsa da yakıcı güneşin altında yaklaşık 200 metre yürüdükten sonra Cehennem Obruğuna gelmiştik. Aytaç biraz moralimizi düzeltmek için olsa gerek:

“Burası Cehennem Obruğu. Şimdi söyle bakalım Cem. Cennet mi, cehennem mi? Hangisini tercih edersin?” diye sordu.

“Her insan cenneti ister Aytaç. Fakat nedense kimse kibrini ve yaptığı kötülükleri düşünmez. İyi ve yararlı bir insan olma düşüncesini aklının ucundan dahi geçirmez. Gündelik yaşamın içerisinde çoğu zaman nefsine yenik düşer. Sahte yüzler, birbirinin kuyusunu kazma, anlamsız tavırlar, vicdani sorgulamasını yapmadan takındığı kötülükler, bunlar hep şeytanın oyunu ve ne yazık ki bizde bazen onun oyuncağı oluyoruz. Allah bizi doğru yoldan ayırmasın kardeşim.”

“Amin kardeşim amin. Biz yılmadan çalışacağız, her zaman doğru olanı yapacağız kardeşim. Şimdi Cehennem Obruğu hakkında kısaca bilgi vereyim istersen Cem? Cehennem Obruğunun ağız çapı 30 metre, en derin noktası ise 120 metre civarındadır. Son derece sarp bir kayalıktan ibaret olan bu çukura inilemiyor.  Antik dönemin çok tanrılı Yunan kültürünün ürünü olan bir hikayenin bu mekanda geçtiği rivayet edilir Cem.”

“Nasıl bir hikaye bu Aytaç? Biraz anlatır mısın?”

“Elbette kardeşim. Mitolojiye göre yüz başlı alev püskürten dev bir ejderha olan Typhon zaman zaman tanrılar tanrısı Zeus ile savaşmaktadır. Bu savaşlardan birinde Zeus ‘u yenilgiye uğratmış ve tanrıyı Korykos ‘ta, daha sonra cehennem ismi verilmiş olan bu mağaraya kapatmıştır. Tanrılar dünyasının bir diğer önemli ismi olan Hermes, Pan ile birlikte Zeus ‘u bu mağaradan kurtarmış ve bu kez Zeus, Typhon ‘un peşine düşmüştür. Typhon ‘u gördüğünde Etna dağını dev ejderhanın üzerine fırlatarak yerin derinliklerine hapsetmiştir.”

“Etna dağı mı? Yanardağ değil miydi bu Aytaç? Zannedersem Sicilya adasında bulunuyordu. Burayla ne bağlantısı olabilir ki?”

“Doğru diyorsun Cem. Sicilya adasındaki Etna Yanardağı. Antik dönemin en korkulan volkanı olan ve günümüzde de aktif bir yanardağ olan Etna Dağının hikayesi de bu mitoloji ile bağlantılıdır. Belki de bu mitolojik hikayeye dayanarak bu obruğa cehennem ismi verilmiştir.”

“Belki de, olabilir kardeşim.”

“Karnın acıktı mı Cem?”

“Evet. Biraz da yoruldum sanki.”

“O zaman Silifke ‘ye gidiyoruz. Hem yemek yer hem sohbet ederiz. Birazda dinlenmiş oluruz kardeşim.”

“Peki Aytaç. Verdiğin bilgiler için teşekkür ederim kardeşim. Hadi gidelim öyleyse.”

Biraz yorgunluk ve biraz da enerji kaybının telafisini yapmak üzere Silifke ‘ye yola koyulduk. Tantuniyi yiyip ve yanında Silifke ‘nin meşhur yoğurdundan yapılma soğuk, bol köpüklü yayık ayranını içince enerjimiz yerine geldi. Taşucu ‘nda cezeryeyi tattıktan sonra, sahilde çay ile birlikte sohbeti koyulaştırıp, eski günleri yad ettik. Artık ayrılık vakti gelmişti. Ayrılırken Aytaç bir kez daha sordu:

“Peki cennet mi, cehennem mi Cem?”

“Şu an bir tek şey istiyorum kardeşim. O da şu. Biran evvel eve varıp, gezimizi kaleme dökmek.”

“Çok sağol Cem, geldiğin için, beni mutlu ettin kardeşim.”

“Sende sağol kardeşim. Bende mutlu oldum, gösterdiğin ilgi ve alakadan dolayı tekrar teşekkür ederim. Hakkını helal et kardeşim.”

“Helal olsun kardeşim. İyi yolculuklar.”

Ve sonunda evdeydim, sıra keyifle gezdiğim yerleri büyük bir heyecanla yazıya dökmeye gelmişti…

Narlıkuyu Müzesi ‘ndeki Üç Güzeller Mozaiği
Cennet Obruğundaki şapelin iç görüntüsü
Narlıkuyu Müzesi
Cehennem Obruğu
Narlıkuyu Müzesinin içinden görüntü
Aytaç Kurtuba

 

1 YORUM

  1. Kardeşim sağ ol var ol Silifke’nin dününe bugününe yazdığın bu yazı ile katkın için… Umarım buralara en kısa sürede yeniden gelir ve gezi düşselini yenilersin… Sağlıcakla kalmanı diliyorum…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here