ORTAYA KARIŞIK

   Geçtiğimiz haftalarda ‘Cumhuriyet Kenti Karabük’ ile yazılarımıza başladık. İyi dilek ve temennilerini sunan herkese teşekkür ediyorum.

   Kalemi kağıda işlemeyi seviyorum gerçi artık klavyeli bilgisayarlı sayfalar olsada yerini öncesinde tüm yazdıklarımı defter üzerine el yazısı ile yazıp sonra klavye delikanlılığı yapıyorum. Kendimi biraz tanıtayım dilerseniz bu yazımızda, Karabük sayfası ile tanışalım.

  Ben Kezban Ünlü aslen Karabük Eflaniliyim yani bu Karabük sevdası sonradan değil doğuştan bende. Ekmeğin aslanın ağzında değil de midesinde olduğu dönemlerde ailem köyden şehre göç etmiş ve Kocaeli’nin Gebze ilçesine yerleşmiş bende burada doğup büyümüş ve Karabük’e uzaktan sevda ile bağlananlardanım.

 Aslında dışarıdan bir göz olmak memleketim adına başka bir açıdan iyi bir durum çünkü içinde olduğunuz zaman hataları eksiklikleri göremeyebiliyorsunuz. Çünkü süregelen bir hal ve bu duruma alışkanlık oluyor. Böylece içinde bulunduğunuz durum size rahatsızlık vermiyor.

   Karabük’ te yaşayan herkesin en çok şikayetinin dumanlı bacası olması gibi. Sadece dumanlı baca mı sorun ya da bir tek fabrikadan çıkan o toz bulutu mu sorun? Sanayi kentinde doğup büyüyen biri olarak bana sorun  görünmüyor mesela dumanlı baca.

   Çünkü biliyorum ki teknolojinin gelişmesi, tetkiklerin ve denetlemelerin artması ile bacalara filtreler kullanılıyor ve gördüğünüz dumanın o filtrelerle zararlı kısmı engellenmiş olabiliyor. Böylece o bölgede çalışma alanında istihdam sağlanmış olduğundan kentleşme de hızla gelişiyor.

   Hani çok şikayet ettiğimiz göç olaylarında da azalma oluyor.  Bu yazıyı okuyan kişiler sen ne bilirsin burada soluduğumuz havayı demeye başlayabilirler ama memleket aynı olunca benimde araştırmalarımın içine giriyor. Asıl sorun aslında dumanlı bacadan çıkan dumandan ziyade memleketimde son zamanlarda ki haberler.

   Ne zaman Karabük ile ilgili bir haber çıksa pür dikkat kesilip dinlemeye izlemeye çalışırım ve haberlerde en çok karşılaştığım olay uyuşturucu. Belki de Karabük’te yaşayanların çok dikkat etmediği bir durum. Fakat  her gün bir haberde ya bir uyuşturucu çetesi yakalanmış ya da kullanan birileri gözaltına alınmış.

   Bunun nedenini çok  düşündüm mutlaka ki herkesin aklından bir şeyler geçer kendince yorumlar yapar,  sizce neden böyle bir durumla karşı karşıya kalmış olabilir güzel memleketimiz ?

   Hani hep şikayet edilen dumanlı bacayla uğraşmaktan farklı bakmayı mı unuttuk acaba? Belki fazla göç vermesinden dolayı uyuşturucu çeteleri memleketimizde rahat konuşlanabildiler ?

   Belki de dağlık bölge fazla diye bu alanda kullanılan bitkilerin yetiştirmesi kolaydır eh birde topraklar verimli olunca tercih sebebi de olabiliyor gibi gibi birçok neden sıralayabiliriz öyle değil mi? Peki bizler bu konuda emniyet güçlerine ne kadar yardımcı oluyoruz ya da yolda görsek de aman bize ne deyip geçiyor muyuz ?

   Mesela kaçımız ‘ ALO 191 UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE HATTI’nı biliyoruz. Eminim ki çoğumuz bilmiyoruzdur. Geçenlerde bir sohbete kulak misafiri oldum bulunduğum ve çalıştığım bölge çok karma olunca halk otobüslerinde birçok insanın konuşmasına da zorunlu kulak misafiri olabiliyorsunuz. Konu şu adamın biri uyuşturucudan içeri girmiş ama sahte hap yapmaktan gözaltına alınmış. Uyuşturucu sattığı için değil de sahtesini yaptığı için hapsediliyor. Benim aklıma şu soru geldi sahtesi için hapse giriyorsa acaba gerçekten böyle bir maddeyi satsa sorun olmayacak mıydı? Düşündürücü!

   Yine aynı kişiler konuşmaya devam ederek akıllarınca sahtelerin yapılışlarını anlatıyorlar bizlerin bildiği reçeteler ve herhangi bir eczaneye gittiğimizde alabileceğimiz ağrı kesicilere zımpara ile şekil verip tentürdiyota batırarak renklendirip piyasaya sunuyorlarmış ve bunu halka açık bir otobüste konuşabiliyorlar.

    Sizleri bilmem ama benim için çok ilginç biz gelişmiş bir ülkeyiz fakat bu kadar gelişmişliği uzaya gidebilmekle ilgili çalışmalara harcasak ya da kansere çözüm bulsak keşke .

   Yıllar önce Christiane f. nin Eroin adlı kitabını okumuştum. Yaşadıklarını birebir anlatmış ve kendi çöküşünü izleyerek kitabını yazmış. Her anne, babanın ve öğrencinin   mutlaka okuması gereken bir kitap. Böyle bir ortamda bu durumu nasıl fark edeceğimizi ve bu durum karşısında nasıl tepki vereceğimizi öğrenmiş oluruz. Sadece bir bölge olsa başa çıkılır fakat dünyaya yayılmış insanlara sahte mutluluk vaadiyle yaklaşarak satışa sunulan uyuşturucular artık haberlerde bile sıradanlaştı. Bunlar normal haberler değil aksine çok ciddi sorunların barındığı ve gençliğimizin daha çok tehdit altında olduğu  durumlar.  Ve bazen fark etmiyoruz ama bugünün çocukları yarının gençleri, bugünün gençleri yarının büyükleri olacak. Hastanedeki doktor, okulda ki öğretmen, fabrikada ki işçi, aile babası , anne olacaklar.  Sadece aile bireylerinin değil toplum olarak bizlerinde sorumluluğudur bu konu.

 Geçenlerde Ulu Önder ATATÜRK’ün ölümünün 79. Yılında anma törenleri düzenleyerek bir ulusun kurtuluşunu tekrar tekrar hatırladık, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 16 Haziran 1926 yılında kendisine düzenlenen suikast sonrasında dile getirdiği ‘’ Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır’’ sözleri bizim için çok önemli. Ve bu sözleri her anma törenlerinde, bayramlarda dile getirirken biraz da düşünelim ülkemize suikastler sadece silahla değil gençliğimizi uyuşturucu bağımlısı yaparak öldürmeye çalışmaları da dahildir.

  Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır, kendini ve neslini köreltecek bağımlılıktan uzak durmalıdır. Kalın sağlıcakla güzel memleketimin güzel insanları…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here