Sevgi; kimi zaman peygamberlerin, Hz. Muhammet ‘in soyundan gelen ehl-i beyt insanların ya da Mevlana, Hacı Bektaşi Veli gibi alimlerin Allaha duyduğu içten gelen bir inanç, kimi zaman vatan, doğa, hayvan, kimi zamanda bir sevgiliye duyulan duygusal bir bağlılıktır.

Sevgi; kimi zaman her yerde el ele, göz göze, diz dize, sevgiyle ve cesurca dolaşan eşlerin, sevgililerin gözlerinizi kamaştıran yaşamlarını ibret alacak kadar güzel bir duygu, kimi zamanda sevgilinin nazı ve umursamaz tavrı ile sabrı taşıracak ve ders çıkaracak kadar hasretle, git gide soğuyarak uzaklaşıp, yalnızlığa itilerek depresif yoğunluğun getirdiği sonuçtur.

Nerede o eski sevgiler, sevgililer diyeceksiniz şimdi. Biz bırakın elini tutmayı, sevgilimizle göz göze gelmeye çekinirdik diyeceksiniz. Fakat söylemeliyim ki bunun adı sevgi değil, baskının getirdiği çekincedir. Sevgi, sevgiliyi sahiplenmek, ne şartta olursa olsun onu bırakmamaktır. Ömür kısa olduğu kadar yaşamın inişi, çıkışı, acısı ve tatlısı vardır. Her zaman düz bir yolda ilerleyemezsiniz. Yaşamın engelleri karşısında, elinizden tutan sevgili ile birlikte, o engellere karşı durmayı becerebilmelisiniz! Birlikte yaşamın sorumluluğu bunu gerektirir. Yoksa diğer türlü, yani sevgililerin yaşamı aile yaşamı olmaktan çıkar, sadece ihtiyaçların giderildiği bir dost yaşamına dönüşür.

Günümüzde sevgiler, çürük bir temelin üzerine oturtularak, önce anlaşmazlıklara, sonra da boşanmalara neden olacak duruma itilmektedir. Menfaat uğruna kurulan mantık evlilikleri ki bunların çoğu haklı nedenlerle, geçim korkusu sebebiyle kurulmakta, ortada bir sevgi bağı olmadığından kendilerini aile yaşamı içerisinde tanıyan çiftleri mutsuzluğa ve anlaşmazlıklara itmektedir. Sonucu boşanmalara kadar varan sevgisizlik insanları yalnızlaştırmakta ve psikolojik olarak yıpratmaktadır.

İnsan bu güvensiz ortamda bazen Diyojen gibi elinde fenerle dolaşıp, yalansız, samimi, içten, sıcak ve menfaatsiz sevgili aramak istiyor diyeceksiniz.

Birde şu samimiyete bakınız efendim. Osmanlı döneminde bir beyefendi, hanımefendiye şu şekilde evlilik teklifinde bulunurmuş:

“Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem cemalinizi görünce size lahza-i kalpten sarsıldım… Niyetim acizane-i taciz etmek değildir… Bilakis efkar-i umumiye de ufak bir aile bacası tüttürmektir… Sözlerim sizi temin ve tatmin edecekse şayet zevc-i izdivacınıza talibim!..”

Ne kadar zarif bir davranış biçimi. Eskiden sevgililer arasında bir bağlılık vardı, sevgiler ölene kadardı. Üzülerek ve gerçekçi bir yaklaşımla söylemek isterim ki, şimdilerde sevgililer özgür, sevgiler sıkılıncaya kadar oldu.

Sosyal medyanın getirdiği, birbirini tanımayan erkek ve bayanların sağlıksız iletişimi, çoğu yuvayı bozarken, arkasında mutsuz çocukları, birbirlerine kin ve nefretle bakan dargın çiftleri bırakmaktadır.

Ya da değerli kardeşim Aytaç Kurtuba ‘nın günümüz mutluluğu üzerine yaklaşım gösterdiği şu düşüncelerindeki gibi:

“Günümüzde mutsuzda olsa bir ‘mutlu’ olma hastalığı yayılmış durumda. Mutlu olmak için yapılmayacak şey yok. Her yol mübah! Yeter ki mutlu olayım. Bu, bencillik hastalığı ile sarmaş dolaş olmuş bir anlayıştır. Mutluluk hastalığı ile birlikte bencillik, namussuzluğu yaygınlaştırdı. Yasak aşkların tadı bambaşkayken, kimin evli olduğu, evde çocuklarının beklediği hiç kimsenin umurunda değil! İğrenç dürtüler, iğrenç ilişkiler, iğrenç gizli kapaklı durumlar… Yolda, sokakta yürürken insanlar kimsenin bilmediği ama birbirlerini iyi tanıyan hatta ileri derecede tanıyan kişilerle dolu… O yüzden kimi kafasını çeviriyor kimi tanımamazlıktan gelmeyi çok iyi oynuyor… Netice itibariyle kötü insanlar çoğaldı aramızda, sokakta, evde, işte, her yerde… Mutluluk demek, başkaları mutsuz olsun yeter ki ben mutlu olayım!”

Halbuki mutluluk; sevgiydi, vefaydı. Suçluyu başka yerde değil, aynaya baktığınızda göreceksiniz. Kusuru başkasında gören değil, kendisinde gören kitleler ahlakı, barışı, sevgiyi, mutluluğu, refahı ayakta tutar.

Yazıma, Dücane Cündioğlu ‘nun şu sözüyle son vermek istiyorum:

“Yaşamı boyunca herkes ‘birini’ bulur. Ama ‘birbirini’ bulmak, çok az insana nasip olur.”

Tavsiyem ‘birilerini’ değil, hayatınızı anlamlaştırmak, zengin kılmak, yalansız ve menfaatsiz gerçek bir sevgiyi yaşamak için ‘birbirinizi’ bulunuz.

İyi seneler, sağlıcakla kalınız efendim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here