Bugün, değerli öğretmen arkadaşım Halil Yılmaz eşliğinde Manisa ilimize bağlı Demirci ilçemizi gezip, İstiklal Harbinde verilen milli mücadelemiz hakkında detaylı bilgiler edineceğiz.

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır!”

Demirci, Manisa ‘nın coğrafi olarak en doğusunda yer alan ve rakımı en yüksek, yüzölçümü bakımından üçüncü büyük ilçesidir. Tarihi olarak Saruhan oğulları beyliğinin ortaya çıktığı bir coğrafyadır. Fakat Demirci tarihinde en dikkate değer dönem Milli Mücadele dönemidir. Merkezini Demirci ‘nin oluşturduğu Akıncılar Bölgesi, İstiklal Harbi ‘nde önemli bir konuma sahiptir. İstiklal Harbi ‘nde Yunan işgal bölgesi içinde olsalar da göstermiş oldukları büyük azim ve kararlılıkla, kahramanca sergiledikleri Milli Mücadele ile işgali tanımayan, işgale boyun eğmeyen insanların diyarıdır Demirci.

Demirci ‘yi ve gösterilen büyük Milli Mücadelede canlarını feda eden kahraman atalarımızı anlatacak sözler ararken ‘Demirci için çal’ türküsünde şu paragrafı gördüm:

“Bir buçuk yıl düşman içinde her taraftan çevrili kaldılar. Yalçın dağlar ve ormanlarda yalnız kendi güçlerine dayandılar. Düşmanla 60 defa çarpıştılar. Bir çok köyü yağmadan, yıkılmaktan kurtardılar. Bulundukları geniş mıntıkada halk üzerinde Yunanlar ‘a hakim bir Türk varlığı gösterdiler. Asayişi korudular, eşkıyalığın kökünü kuruttular. Yurdun kurtuluşu ile bütün acılarını dindirdiler. Bu boğuşmada 21 şehit verdiler. Yüce milletlerine şanlı ve temiz bir tarih bıraktılar…”

“Demiri döver gibi, düşmanla dövüşmek için ateşten yürekleri vardı, küffara çiğnetmediler şanlı vatan toprağını…” Buyurunuz efendim. Efeler, kahramanlar diyarı Demirci ‘ye gidiyoruz bugün.

“Merhaba, Halil öğretmenim, nasılsınız?”

“Merhaba Cem. Hoş geldin güzel ilçemize. Teşekkür ederim, ben iyiyim. Sen nasılsın, yolculuk nasıl geçti?”

“Hoş bulduk öğretmenim. Bende iyiyim. Demirci ‘ye gelecek olmanın heyecanıyla yolculuğun nasıl geçtiğini anlayamadım bile.”

“Gel şöyle biraz oturup soluklanalım, Türk kahvesi içelim.”

“Peki öğretmenim.”

“Kısaca sana Demirci ilçemizden bahsedeyim istersen Cem?”

“Tabi öğretmenim, iyi olur.”

“20. yüzyıl başlarında Demirci kasabası, Aydın Vilayetine bağlı Saruhan sancağının ‘Demirci’ adlı kazasının merkezi olup 1920 yılında da idari yönden bu durumunu korumaktaydı. Yedi binin üzerinde nüfusa sahip kasabada on yedi mahalle, çeşitli esnaf kollarına ait çarşılar, türlü yiyecek maddelerinin alınıp satıldığı pazar yerleri bulunmakta ve şehrin muhtelif yerlerindeki hanların varlığı ile oldukça hareketli bir ticari hayat görülmekteydi. Başta halıcılık olmak üzere ticari hayattaki bu hareketlilik beraberinde ilgi ve dikkati getirmiş, Demirci kasabası yakın veya uzak köy, kasaba, kaza ve vilayetlerden aldığı göçlerle ticaret ve esnaf kenti olarak gelişmiş ve çekim merkezi olmuştur. İmparatorluğun çeşitli yerlerinden gelen göçlerle Müslüman nüfusu yanında Gayrimüslim nüfus da artmıştır. 1919 yılında Demirci kazasında Gayrimüslim nüfus 185 kişi olup, Hıristiyan Mahallesinde yaşamaktaydı. Tanıkların ifadelerine göre Hıristiyan Mahallesi Pazar Mahallesi bitişiğindeymiş Cem.”

“Vay be. Ticari yönden gelişmiş, tarihi açıdan önemli bir ilçe demek ki Demirci.”

“Aynen öyle Cem. Daha yeni başladık. Anlatacak o kadar çok şey var ki.”

“Dinliyorum öğretmenim. Öncelikle bu bilgiler için teşekkürlerimi sunarım size.”

“Rica ederim kardeşim. Öyleyse devam edelim. Kahvelerimiz bitti. İstersen birer Türk kahvesi daha içebiliriz?”

“Teşekkür ederim Halil öğretmenim. Bu kez çay içebiliriz.”

“Peki öyleyse.”

Halil öğretmen çayları söylemek için gittiğinde ben etrafı gözlemliyor, anlattıklarını hayal ediyordum. Demirci de efeler var mıydı acaba? Nasıl bir yaşam sürülüyordu burada? Aklıma Demirci Mehmet Efe gelmişti. Acaba Demircili miydi? O kadar hayale dalmıştım ki Halil öğretmen geldi.

“Hayrola Cem dalmışsın. Nasıl buldun buraları? Beğendin mi Demirci ‘yi?”

“Beğenmemek mümkün mü kardeşim. Çok güzel bir yer. Yurdumuzun her yeri ayrı bir güzellikte. Sevilmez mi bu vatan, bu insanlar? Aklıma gelmişken sormak isterim öğretmenim. Meşhur Demirci Mehmet Efe buralı mı?”

“Elbette sevilir Cem. Sevmemek mümkün mü? Demirci Mehmet Efe hakkında hep böyle bir intiba uyanır nedense. Fakat Demirci Mehmet Efe Aydınlı kardeşim. Çaylarımız da geldi. Kaldığım yerden devam edeyim istersen kardeşim?”

“Buyurun öğretmenim.”

“Biraz İbrahim Ethem Bey ‘den bahsedeyim sana. İbrahim Ethem Bey, Milli Mücadele yıllarında oldukça hareketli bir yaşam sürmüştür. Bu mücadele dolu yılları, Balıkesir, Bursa, İstanbul, Ankara ve Demirci ile Manisa-Balıkesir-Kütahya vilayetleri kırsalında geçmiştir. İbrahim Ethem Bey, İçişleri Bakanlığı ’nın emri ile 28 Kasım 1920 tarihinde Demirci Kazası Kaymakamlığına tayin edilmiştir. Maaşının 15 lira olduğu söylenir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümeti tarafından Saruhan Mutasarrıfı olarak atanan Aziz Bey, 28 Aralık 1920 tarihinde Manisa işgal altında olduğu için Demirci’de göreve başlamıştır. Bu arada Mutasarrıf Aziz Bey, Rauf Orbay’ın eniştesi oluyor Cem.”

“Hımm. İlginç. Söylemeseydiniz Mutasarrıf Aziz Bey ile Rauf Orbay arasında bir bağıntı kurmam mümkün değildi öğretmenim.”

 

Kaymakam İbrahim Ethem Akıncı

“Biliyorsundur kardeşim. Rauf Orbay, milli mücadeleye katılmak üzere Anadolu ‘ya geçtiğinde Osmanlı Devleti ‘nin hemen her yanına ün salmış milli kahramanlardan biriydi. Öyle yani. Kaldığımız yerden devam edelim biz. Demirci Kaymakamlık binasındaki Meclis-i İdare Odası, Mutasarrıflık makamı yapılmıştır. Demirci ve Gördes, Saruhan Livasını oluşturmuş, bu nedenle bir müddet Saruhan liva merkezi, burası, yani Demirci oldu Cem. Bu sırada Kuva-i Seyyare’nin Demirci ve bölgesinden sorumlusu olan Dr. Yüzbaşı Fazıl ve müfrezesi de Demirci’ye gelmiştir. Çerkez Ethem müfrezeyi yardımına çağırdığı için de 30 Aralık 1920 Perşembe günü Demirci’den ayrılmıştır. Ertesi gün de Mutasarrıf Aziz Bey, Çerkez Ethem ile milli kuvvetlerin arasını bulmak bahanesiyle Demirci’den ayrılmıştır.”

“Af edersiniz Halil öğretmenim, bir şey sorabilir miyim? Anlatırken Kuva-i Seyyare dediniz. Kuva-i Milliye değil miydi o?”

“Genel manada öyle Cem. Fakat, Batı Anadolu ‘da Salihli Cephesi ‘nde Çerkez Ethem komutasında bulunan Kuva-i Milliye birliklerine Kuva-i Seyyare deniyordu.”

“Anladım öğretmenim.”

Demirci Hükümet Konağı

“Çaylarımızda bitmiş. Bir çay daha içer misin Cem?”

“Teşekkür ederim öğretmenim, kafi.”

“Diyorum ya anlatacak çok şey var kardeşim. Demirci başka bir yer. Kalkalım istersen? Birazda arabada devam ederiz.”

“Peki kalkalım öğretmenim.”

“Çantayı arka koltuğa koyalım Cem. Hadi atla arabaya kardeşim. Evde Demirci güveci yiyeceğiz daha. Bu Demirciye has lezzetli bir güveç yemeğidir Cem.”

“Aaa. Çok teşekkür ederim öğretmenim. Güvece bayılırım. Lezzetli olacağından eminim.”

“O zaman Demirci için çalalım Cem.”

Eve doğru seyir halinde giderken Halil öğretmenimin arabasında bir türkü sesi yükseliyordu.

***

Drama Köprüsü bire Hasan

Dardır geçilmez Hasan dardır geçilmez

Soğuktur suları Hasan

Bir tas içilmez

Anadan geçilir Hasan

Yardan geçilmez Hasan yardan geçilmez

At martini de bire Hasan dağlar inlesin

Drama Mahpusunda bire Hasan

Dostlar dinlesin.

***

Bu türküye Halil öğretmenim ile eşlik ederek evin yolunu tutmuştuk. Her şey çok güzeldi. Demirci ‘nin havası, suyu bir başka güzeldi. Yurdumuzun güzelliklerine doyabilmek mümkün mü? Sen ne kadar güzelsin Türkiyem? Seni nasıl anlatabilirim ki? Türkülerle, şiirlerle anlatamadılar, yazarak nasıl anlatılabilirsin ki?

“Nerede kalmıştık Cem?”

“Yanlış hatırlamıyorsam Mutasarrıf Aziz Bey, Çerkez Ethem ile milli kuvvetlerin arasını bulmaya çalışıyordu, öyle değil mi?”

“A, evet. Milli Mücadele işte şimdi başlıyor kardeşim.  22 Haziran 1920 ’de başlayan genel Yunan saldırısından bir ay sonra, Yunanlılar Kumçay, Gediz ve Bakırçay ovalarında kendilerini güven içinde hissedebilmek amacıyla Gördes-Demirci-Simav dağlık arazisindeki çetecileri sindirmek için bu bölgeye yöneldiler. 12 Temmuz’da Borlu, 14 Temmuz’da Gördes ve 21 Temmuz’da Demirci işgal edildi. Batı cephesindeki bu olumsuz gelişmeler üzerine Ankara ’da, Çerkez Ethem kuvvetlerinin bu yöreye gönderilmesi kararlaştırıldı. Batı Cephesi Komutanlığınca 27 Temmuz 1920’de Çerkez Ethem Kütahya Mıntıka Komutanlığına atandı. Çerkez Ethem’in Kuva-i Seyyare kuvvetleri ile Yunan Ayvalık tümeni arasında Simav-Demirci-Borlu arasında 31 Temmuz-23 Ağustos tarihleri arasında Demirci savaşları yapıldı ve Yunan kuvvetlerine karşı kazanılan zafer ile düzenli Yunan birliklerinin yenilebileceği görülmüş oldu. Eve geldik Cem. Sonra devam ederiz. Hadi inelim kardeşim.”

Çerkez Ethem

“Peki öğretmenim. Her şey için şimdiden çok teşekkür ederim. Hakkın ödenmez.”

“Sen bizim misafirimizsin kardeşim. Olur mu öyle şey? Hakkım sonuna kadar helal olsun.”

Arabadan indik. Eve doğru adımlarken ağzımdan şu sözcükler dökülebildi sadece:

“Sen güzel ve iyi bir insansın Halil öğretmenim. Sağolasın.”

“Sende sağol Cem. Gel hadi, annemler bekliyor. Seni onlarla tanıştıracağım.”

Ayakkabılarımızın bağlarını çözdükten sonra eve girdik.

“Anacığım. Arkadaşım Cem. Bahsetmiştim size. Misafirimiz. Zonguldak ‘tan geldi. Cem annem ve babam ile tanıştırayım seni. Anamın adı Gülsüm. Babamın ise Çetin.”

“Hoş geldin evladım.”

“Hoş bulduk Gülsüm teyzeciğim. Ellerinizden öperim. Çetin amca nasılsınız?”

“Çok sağol evladım, iyiyiz, sen nasılsın?”

“Allaha şükür Çetin amca, bende iyiyim.”

“Halil, evladım elinizi, yüzünüzü yıkayın, sofra hazır. Yemeğimizi yiyelim.”

“Peki güzel anam. Ellerine sağlık.”

Elimizi ve yüzümüzü yıkadıktan sonra, Gülsüm teyzenin yaptığı Demirci güveci için sofraya oturduk. Sofra her haliyle güzeldi. Allah bereketini artırsın. Gülsüm teyzenin o hünerli elleriyle yaptığı lezzetli güveci yedikten sonra çaylarımızla birlikte koyu bir sohbete dalmıştık. Çetin amca eskilerden duyduklarını, eski Demirci ‘yi bize anlatıyordu:

“Evladım Demirci, sokakları inişli yokuşlu dar eski bir kasabadır. Havası ve suyu gayet güzeldir. İstiklal Harbinde burada çok çetin savaşlar verilmiş Yunanlar ‘a karşı. Eskiler daha bir başka anlatırdı bu Milli Mücadeleyi.”

“Doğrudur Çetin Amca.”

“Evladım sen yol yorgunusun. Saatte geç oldu. İstirahat et istersen. Sabah görüşürüz. Halil evladım, arkadaşına yardımcı olur musun?”

“Tabi baba.”

“Peki Çetin Amca. Müsaadenizle. Allah rahatlık versin sizlere. Allah rahatlık versin Gülsüm teyzeciğim.”

“Allah rahatlık versin evladım.”

“Cem burada rahat edebilir misin?”

“Elbette öğretmenim. Teşekkür ederim.”

“Peki kardeşim. İyi geceler.”

“Sağ olasın Halil öğretmenim. Sana da iyi geceler.”

Gecenin verdiği sükûnetle hayale dalmıştım. Uykuya dalmadan önce Milli Mücadele kahramanlarımıza dua etmeden geçemedim. Bu cennet vatanı bize emanet eden atalarımız kim bilir hangi koşullarda savaşmışlar, ata yurdumuzun bir karış toprağını düşmana çiğnetmemek için ne mücadeleler vermişlerdi. Yıllarca çekilen cefanın sonunda kurtuluşa erdirilen vatan toprağının her zerresi kıymetliydi. Öylede olmak durumundaydı. Tıpkı milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy ‘un dizelerindeki gibi:

***

Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?

Olmaz ya… Tabii… Biri insan, biri hayvan!

Öyleyse cehalet denilen yüz karasından

Kurtulmaya azmetmeli baştanbaşa millet.

Kafi değil mi, yoksa bu son ders-i felaket?

Son ders-i felaket neye mal oldu? Düşünsen:

Beynin eriyip yaş gibi damlardı gözünden!

‘Son ders-i felaket’ ne demektir? Şu demektir:

Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir!

Zira, yeni bir çarpmaya artık dayanılmaz;

Zira, bu sefer uyku ölümdür; uyanılmaz!

***

İstiklal Marşımızın Yazarı, Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy

Demirci Akıncıları uyumamıştı. Vatanın kurtuluşu için azmetmişti onlar. Düşmanla defalarca çarpıştılar. Ölümden zerre kadar korkmadılar. Gözlerini kırpmadan yürüdüler düşmanın üzerine. 21 şehit verdiler ama vatan toprağını düşmana vermediler, bayrağımızı düşürmediler, namusumuzun kirlenmesine müsaade etmediler. Düşmanla kahramanca dövüşüp, uğruna ölümü göze aldıkları bu güzel vatanı bize emanet ettiler.

Güneş ışığı şimdi pencereden vuruyor. Sabah olmuştu. Hava aydınlık. Henüz uyanmıştık ki, kuşlar cıvıl cıvıl sesleriyle Sakarya marşını söylüyordu sanki. Birden odamın kapısı tıklandı.

“Buyurun.”

“Günaydın Cem.”

“Günaydın Halil öğretmenim.”

“Kahvaltı hazır kardeşim, seni bekliyoruz.”

“Peki öğretmenim, üzerimi değişip geliyorum.”

“Günaydın Gülsüm teyze, günaydın Çetin amca.”

“Günaydın evladım, buyur gel, kahvaltı yapacağız.”

“Teşekkür ederim Çetin amca. Gülsüm teyzenin elleri baya maharetli maşallah. Ellerine sağlık Gülsüm teyzeciğim.”

“Rica ederim evladım. Afiyet olsun.”

“Halil evladım. Bugün nerelere gidiyorsunuz?”

“Akıncılar yoluna gideceğiz baba. Sonra Demirci ‘ye dönüp, Şehir Lokantası ‘nda Demirci kebabı yeriz.”

“Peki evladım. Dikkatli olun.”

“Merakta kalmayın baba. Ondan sonra Cem ‘i uğurlar gelirim ben.”

“Tamam evladım. Umarım hoşça bir vakit geçirmişsindir Cem. Yine bekleriz evimize.”

“Teşekkürler Çetin amca. İnşallah diyelim. Her şey için çok teşekkür ederim. Hakkınızı helal edin.”

“Ne yaptık ki evladım. Helal olsun.”

“Daha ne olsun Çetin amca. Gülsüm teyzeciğim teşekkürler her şey için.”

“Rica ederim evladım. Yolun açık olsun.”

“Çok sağ olun tekrar. Ellerinizden öperim efendim. Hoşça kalın. Allaha emanet olun.”

Akıncılar Yolunu Anlatan Tabela

Bu güzel misafirperverlikten sonra Halil öğretmen ile evden çıktık. Akıncılar yoluna doğru zeybek türküleri eşliğinde seyir ederken:

“Demirci kebabı ne Halil öğretmenim?” diye sordum.

“İlçemize has güzel bir kebap Cem. Yediğinde anlayabilirsin lezzetini ancak. İlçe merkezimizde Şehir Lokantası var. Orası güzel yapar Demirci kebabını. Dönüşte uğrayacağız.”

“Peki öğretmenim.”

Akıncılar yoluna vardığımızda bir tabela ile karşılaştık. Üzerinde aynen şöyle yazıyordu: “HIŞIRCAKAYA… Bu mevkii Demirci Akıncıları ‘nın bütün cepheyi görebileceği müstesna yerlerden birisidir. Yönünüzü güneye döndüğünüzde karşınızda Asitepe, güneydoğuda Yağcı Dağı, kuzeydoğuda Akdağ, kuzeybatısında Ulus Dağı, batıda Türkmen Tepesi ve Çomaklı Dağı yer alır. Demirci Akıncıları işgal yıllarında bu cepheden düşman birliklerinin hareketlerini gözetlemişlerdir. Ruhları şad olsun…”

Bu vatan toprağının bir karışı için her kim ne yaptıysa Allah rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun.

“Burası Akıncılar yolu mevkii Cem. Tabelada gördüğün gibi, atalarımız düşman birliklerinin hareketlerini gözetlemek için bu cepheyi kullanmışlar. Kaymakam İbrahim Ethem Beyin emrinde Demirci’de askeri güç olarak; Kuva-i Seyyare emrinde Yüzbaşı Kamil Bey ve 1 manga nizamiye askeri, Piyade Yüzbaşı Kemal Efendi, Jandarma Yüzbaşısı Ali Rıza Efendi ve Asteğmen Asım ve 60 jandarma eri, Demirci muhabere memuru Zeki Bey bulunuyordu. Kütahya Mutasarrıflığı, 13 Mart 1921’de Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Beyi Gördes Kaymakam Vekilliğine atamıştır. Gördes’te 20-30 kişilik bir jandarma kuvveti vardı. Bu kuvvetlerin yetersizliği dikkate alınarak Gördes’te Akıncı Müfrezelerinin ilk tohumu atılmış ve Parti Pehlivan Ağa 15 adamı ile İbrahim Ethem Bey’e tabi olmuştur. Ardından Kütahya’dan kaçarak Gördes’e gelen Halil Efe ve arkadaşları da bu teşkilatlanmaya katılmışlardır. Böylece Halil Efe ve Pehlivan Ağa komutasında 30’ar kişiden oluşan ilk Akıncı Müfrezeleri teşkil edilmiştir. Akıncı Müfrezelerinin ilk görevleri düşman karakollarını basmak, köprüleri havaya uçurmak, telgraf hatlarını kesmek ve böylelikle düşman nakliyat ve iletişimini aksatmaktı. Ne kahramanlıklar yaşandı buralarda Cem. Nazife Kadın ‘ı bilir misin? Duydun mu hiç?”

“Hayır. Fakat bilmediğim için üzüldüm desem yeridir. Anlatır mısın Halil öğretmenim?”

“Dinle öyleyse kardeşim. Müfrezeye katılanların akrabaları, kadınları ve çocukları, akrabaları da Yunan tehdit ve şiddetine uğramamak için müfrezelerle hareket etmişlerdir. Ayrıca müfrezelerin iaşe ve ikametleri ile ilgilenen, ayni ve nakdi yardımlar yapan aşiretler ve kişiler de söz konusudur. İşte bunlardan biri de Bigadiç ’in Yukarıdevrek köyü Kavakalanı mahallesinden Nazife Kadın ’dır. Yunanlılar Nazife Kadın ’dan müfrezelere ilişkin bilgi istemiştir. Müfrezelere ekmek getirip-götürdüğü için müfrezelerin bulunduğu yeri bildiği halde bir şey söylememiştir. Yunanlıların olağanüstü baskılarına karşı yine de konuşmamıştır. Nazife Kadın son anında dahi Yunanlıların yüzlerine karşı alenen “Bilsem de söylemeyeceğim” diye karşılık vermiştir. Bunun üzerine küplere binen Yunanlılar, Nazife Kadını fırına atmak suretiyle diri diri yakarak şehit etmişlerdir.”

Kurtuluş Savaşında Silah ve Cephane Taşıyan Anadolu da ki Türk Kadını

“Hiç mi vicdan yok bunlarda? Zaten hangi düşmanımız ahlaklı oldu ki? Allah rahmet eylesin Nazife Kadına. Çok üzüldüm. Ne cefakar analarımız varmış öğretmenim. Nazife Kadın gibi analarımızı bilmemek büyük bir ayıp bizim için! Bazen günümüz nesli olarak atalarımızın kıymetini bilmediğimize inanıyorum. Çok boş yaşıyoruz. Tarihimizi bilmiyoruz. Geleceğimizi düşünmüyoruz.”

“Öyle tabii Cem. Emin ol bende Demircili olduğum için biliyorum. Fakat dediğin gibi, tarihimizi iyi bilmek durumundayız. Tarihimizden günümüze ışık tutacak dersler çıkarmak zorundayız.”

“Bu sözlerine aynen katılıyorum öğretmenim.”

Gördesli Makbule

“Evet Cem kardeşim. Böyle çetin bir Milli Mücadeleydi bu. 25 Mart 1921-30 Eylül 1922 tarihleri arasında bir buçuk yıl düşman içinde Demirci Akıncı Müfrezeleri düşmana 787 ölü, 151 yaralı insan, 137 hayvan, 2 hafif makinalı tüfek, bir top, 191 tüfek, 190 esir bıraktırdılar. Birçok telefon, telgraf ve posta hatlarını kestiler, eşya, mühimmat ve erzak ele geçirdiler. Birçok köy ve kasabayı yağmadan, yakılmaktan kurtardılar. Bulundukları geniş mıntıkada TBMM Hükümeti namına kurdukları yönetim sistemiyle, akıncılar töresiyle halk üzerinde Yunanlılara hâkim bir Türk varlığı gösterdiler. Asayişi korudular, eşkıyalığın kökünü kuruttular. Bir buçuk yıl yılmadılar, yıldırdılar. Yurdun kurtuluşuyla bütün acılarını dindirdiler. Bu boğuşmada kendileri 21 şehit, 2 esir, 22 yaralı insan, 45 hayvan verdiler. İbrahim Ethem Bey bu mücadele yıllarında, bazen karda, yağmurda, bazen de şiddetli soğukta üzerindeki elbiseye bürünüp uyumuş, gerektiğinde aç kalmış, yaralanmış, hatta ölümden kurtulmuştur. Fakat gerçek şu ki;  İbrahim Ethem Bey’in asker olmamasına karşın askeri bir teşkilat kurması ve yapıyı dağılmadan bir buçuk yıl koruyabilmesi, hatta genişletmesi hukuk ve yönetim bilgisi ile açıklanmalıdır.”

“Evet ilginç. Nasıl bir irade ve idare şekli. Düşünebiliyor musun öğretmenim, onca zor şartlara rağmen bir buçuk yıl bu teşkilatı idare etmek dile kolay. Müthiş bir beceri ve bilgi gerektiren bir durum olsa gerek.”

Demirci İbrahim Ethem Akıncı Anıtı

“Haydi Demirci ‘ye dönelim kardeşim. Şehir Lokantası ‘nda Demirci kebabı yiyelim.”

“Peki öğretmenim.”

Demirci ‘ye doğru yol alırken Kaymakam İbrahim Ethem Bey ‘i, şehit olan Nazife Kadın ‘ı, Gördesli Makbule ‘yi, Parti Pehlivan Ağa ve Halil Efe gibi nice kahramanlarımızın o verdikleri çetin muharebeleri düşünürken insan duygulanıyor, yurduna dört elle sarılmak gerekliliğini damarlarında hissediyordu.

Parti Mehmet Pehlivan

Demirci ilçemize gelmiş, Şehir Lokantası ‘dan içeri girmiştik. Tadına doyulamayacak kadar lezzetli Demirci kebabımızı yedikten sonra Akıncıların şehri Demirci ‘den ayrılık vakti gelip çatmıştı.

“Benim için anlatılması güzel bir anı oldu Halil kardeşim. Her şey için teşekkür ederim. Hakkını helal et.”

“Helal olsun kardeşim. Demirci Akıncıları seni unutmayacak. Yolun açık olsun.”

“Asıl biz Demirci Akıncılarını unutursak, bizlere yazıklar olsun. Sağol kardeşim. Hoşçakal. Okullar açıldığında görüşürüz. Allaha emanet ol.”

Demirci Akıncıları

Demirci Akıncılarının, demiri döver gibi, düşmanla dövüşmek için ateşten yürekleri vardı, küffara çiğnetmediler şanlı vatan toprağını…

Diğer yazımda görüşmek üzere, sağlıcakla kalınız efendim.

 

 

 

 

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here