Sultan II. Abdülhamid Han

Bugün, ABD, İsrail, Avrupa ülkeleri ile mensubu olduğumuz İslamiyet dini ve tarihi misyonumuz dolayısıyla ülke gündemimizden asla düşmeyecek, Misak-ı Milli sınırlarımız açısından önemi büyük olan Kudüs meselesi ve Siyonizm hususuna açıklık getirmeye, konuya ilişkin sizlere bilgiler vermeye çalışacağım. Meselenin iyi anlaşılabilir olması münasebetiyle, Kudüs ‘ün önemini ve Siyonizm ‘in hedeflerini, gerek tarihsel süreç ışığında gerekse günümüzde yaşanan süreci değerlendirerek bilgi aktarımında bulunmanın daha doğru olacağı kanaatini taşımaktayım. Öncelikle meselemizi ana başlıklar altında değerlendirmek gerekir.

Kudüs ‘ün Önemi

Üç büyük semavi dinler açısından önemli bir yer tutan Kudüs ‘ün tarihi,  MÖ 2000 ‘lere kadar uzanmaktadır. Tarihi boyunca iki kez yok olma kaderini yaşayan Kudüs, 23 işgale, 52 saldırıya tanıklık etmiştir. Hz. Muhammed (S.a.v.) ‘in İslamiyet ‘in yayılmasında önemli bir nokta olan Kudüs’ten Miraç’a yükseldiği ve Mescid-i Aksa ‘nın burada inşa edildiği bilinmektedir. İslam için önemli olduğu kadar Yahudi ve Hristiyan dinleri için kabul gören bazı yapıtaşları burada bulunmaktadır. Hz. İsa ‘nın burada çarmıha gerildiği rivayeti ve bu nedenle buranın hac noktası olarak kabul görmesi Hristiyanlar için, MÖ 10. Yüzyılda Kral Davud ‘un ele geçirmesi ise Kudüs ‘ü Yahudiler için anlamlı kılmıştır.

Doğu Kudüs’ü 5 Haziran 1967’de işgal eden İsrail, 1980’de tek taraflı olarak kentin doğusunu ve batısını “birleşik başkenti” ilan etti.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 1980’de kabul ettiği 478 sayılı kararla, İsrail ‘in, Kudüs ‘ü egemenliği altına almak ve Kudüs ‘ü başkent ilan etmesini geçersiz saydı. BMGK kararı çerçevesinde, ABD dahil uluslararası toplum Doğu Kudüs ‘ün işgal altında olduğunu kabul ediyor.

Günümüzde, İsrail yönetimini tanıyan tüm ülkelerin büyükelçilikleri Tel Aviv ‘de bulunuyor. Hiçbir ülke, Kudüs ‘ü ya da doğu ve batı bölümlerini başkent olarak kabul etmiyor.

ABD, Trump ‘ın hamlesiyle Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan ilk ülke oldu. Uluslararası toplumun tepkisini çeken Trump yönetimi, bölgenin kaosa sürükleneceği ve İsrail-Arap ilişkilerindeki düşmanca tutumun daha da çözümsüz hale geleceği uyarılarını göz ardı etti.

Siyonizm nedir?

Siyonizm, Vaat edilmiş topraklarda, Yahudiler için yeniden bir vatan kurulmasına destek veren uluslararası Yahudi siyasi hareketidir. Adını bugünkü Kudüs Kentinin bir tepesi olan ve tarihte İÖ 1000 yılı dolaylarında Yahudilerin eline geçerek başkentleri olan Siyon Kentinden aldı. Söz konusu alan, Tevrat’ta bahsi geçen ve İsrail Diyarı (İbranice: Eretz Yisra’el) adı verilen topraklardır. Bu topraklar; Nil nehri ile Fırat nehri arasındaki topraklardır. Meseleyi biraz detaylandırmak gerekirse:

Hz. Musa, 3500 yıl önce 400 yıl boyunca Mısır ülkesinde esaret altında yaşamış olan Hz. Yakup soyunu yani İsrailoğullarını oradan kurtarıp ülkelerine geri götürmüştü. Diğer bir deyişle, Yahudi halkının vaat edilmiş topraklarla olan bağı ve ona dönüş özlemi oldukça eski bir düşünce.

Tanrı ’nın vaat ettiği topraklar bir yanda Mısır’a, öte yanda Suriye ve Irak’a kadar uzanmaktadır, uçsuz bucaksız, bal ve süt kokan topraklar. Tanrı’nın ‘kalk, dolaş’ demesi üzerine İbrahim hemen çadırını sökmüş ve gidip Hebron ’daki Mamre meşeliğine yerleşmiştir. Orada Tanrı İbrahim’e gökyüzünden yine seslenmiş ve soyunu bekleyen geleceği ona bildirmiştir:

“Şunu iyi bil ki, senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. Dört yüz yıl kölelik edip baskı görecek. Ama soyuna kölelik yaptıran ulusu cezalandıracağım. Sonra soyun oradan büyük mal varlığıyla çıkacak. Sen de esenlik içinde atalarına kavuşacaksın. İleri yaşta ölüp gömüleceksin. Soyunun dördüncü kuşağı buraya geri dönecek. Çünkü Amorlular ’ın yaptığı kötülükler henüz doruğa varmadı.”

Tanrı’nın İbrahim ’e buyurduğu bu sözler bir akşamüstü bildirilmişti. 

Güneş batıp da karanlık çökünce, dumanlı bir mangalla alevli bir meşale ortaya çıktı ve o gün Tanrı İbrahim’e vaat ettiği toprakların sınırını çizdi:

“Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları –Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını– senin soyuna vereceğim .

Nil’den Fırat’a kadar uzanan toprak parçası, İsrailli akademisyen İsrael Shakak ’a göre ki bu yeni İsrail stratejisinin fikir babasıdır, Mısır’ın başkenti Kahire’den Türkiye’nin incisi Van’a kadar uzanmaktadır:

Güneyde tüm Sina yarımadası ve buna ek olarak Kuzey Mısır’ın Kahire’ye kadar uzanan bir parçası; doğuda Ürdün’ün tamamı ve Suudi Arabistan’ın kuzey bölgesi; Kuveyt’in tümü ve Irak’ın çok büyük bir bölümü; kuzeyde Lübnan’ın ve Suriye’nin tamamı, buna ek olarak Türkiye’nin Van Gölü’ne kadar uzanan büyük parçası; ve batıda Kıbrıs.”

Büyük İsrail Devleti Vadedilmiş Topraklar Olarak Görülen Coğrafya

Siyonist düşünce, kendisine vaat edilmiş topraklar olarak gördüğü, Nil ve Fırat nehirleri arasında kurulmasını planladığı büyük İsrail Devleti, içinde bulunduğumuz ve vatan topraklarımızı içeren Misak-ı Milli sınırlarımızı tehdit eder bir durumda olduğu gibi, mensubu bulunduğumuz İslamiyet dini ve tarihi misyonumuz dolayısıyla büyük önem arz etmektedir. Kudüs ‘te barışsal bir sürecin yaşanması sadece İslamiyet dini açısından değil, diğer semavi dinler Hristiyanlık ve Yahudilik dinleri açısından da son derece önemlidir.  

Theodor Herzl   

Siyonizm’in politik kurucusu Theodor Herzl, 1860 yılında Budapeşte’de doğdu. Zengin bir ailenin çocuğu olan Theodor Herzl, Viyana’da hukuk tahsili yaptı. Neue Freie Press gazetesinde muhabirlik ve yazarlık yaptı.

Theodor Herzl

Macar asıllı, hukuk tahsili yapmış olan laik görüşlü Viyanalı Yahudi gazeteci Theodor Herzl, gittikçe tehlikeli bir hal alan Yahudi karşıtlığının çözümünün bunların topluca Hıristiyan dinini kabul etmelerinde görüyordu.

1894 yılında, Fransız ordusunda yüzbaşı olan Yahudi asıllı Alfred Dreyfus vatana ihanetle suçlandı. Bu davayı takip etmek üzere çalıştığı gazete tarafından görevlendirilen Herzl, Avrupa’daki güçlü ırkçılık yüzünden Yahudi karşıtlığının din değiştirerek çözülemeyecek kadar köklü olduğunun bilincine varınca ‘Yahudi Sorunu’nun ancak siyasi yoldan çözülebileceğine kanaat getirdi. Herzl, Yahudilerin kendi kaderlerini tayin edebilecekleri devletlerini uluslararası camianın desteği ile gerçekleştirebileceklerini düşündü ve ‘Yahudi Devleti – Yahudi sorununa çağdaş bir çözüm’ (Der Judenstaat – Versuch einer modernen lösung der Judenfrage) adlı kitabını 1896 yılının şubat ayında yayınladı. Devletin kurulabileceği yer doğal olarak Yahudilerin tarihi anavatanı olan İsrail Topraklarıydı. Herzl, 1902 yılında İsrail Topraklarında kurulmasını düşlediği Yahudi Devleti vizyonunu işlediği ‘Eski Yeni Vatan’ (Altneuland) romanını yazacaktı.

Bu özlemi özetleyen fikir akımına 1890’da modern bir isim bulunmuştu: Siyonizm.

Theodor Herzl ‘ın Basel ‘de Çekilen Fotoğrafı

Herzl bu amaçla 28 Ağustos 1897’de İsviçre’nin Basel kentinde 1. Siyonist Kongre’yi topladı ve bölge Osmanlı İmparatorluğu yönetimi altında olduğundan siyasi amacını, “Siyonizm, kamu hukuku güvencesi altında Yahudi halkı için Filistin’de bir yurt kurulmasını amaçlar” şeklinde yazıya döktü. Herzl, kongrede “Ben bugün burada Yahudi Devleti’ni kurdum, ancak bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde ya da elli sene sonra bunu herkes böyle bilecektir.” demiştir. Ayrıca kongrede kurulması planlanan Yahudi Devleti’nin sınırlarını da belirtmiştir. Kongre sonunda Kongre sonucu yahudi devleti kurma fikri destek gördü ve Herzl, Dünya Siyonist Teşkilatı’nın başkanı seçildi. Temsili olarak bugün ki İsrail ‘in bayrağı açıldı, fotoğraflar çekinildi. İsrail bayrağı incelendiğinde ortasındaki sembol Siyonizm hareketini, alt ve üst çizgi Nil ve Fırat nehirlerini temsil eder.  

İsrail Bayrağı

Theodor Herzl ve taraftarları, yahudiliği bir inanç olarak değil, sadece bir ırk olarak görüyorlardı ve bu yüzden devlet kurmaları gerektiğine inanıyorlardı.

Herzl ’in projesine göre, yahudi devletinin nerede kurulacağı önemli değildi. Dünyanın herhangi bir yerinde kurulabilirdi. Hatta Herzl ‘in ‘Uganda Planı’ adıyla tanınan projesine göre, Herzl ilk önceleri Uganda ‘yı ideal vatan olarak düşünmüştü. Ancak kararını değiştirdi ve Filistin ’de karar kıldı.

Dünyayı kana boyayan Siyonizm ‘in kurucusu Theodor Herzl, gözünü Osmanlı Devleti sınırları içerisindeki Filistin ‘e dikmişti. Sultan 2. Abdülhamid Han ‘dan Filistin ‘i isteyen Herzl, teklifi reddedilince Osmanlı ‘nın yıkılmadan İsrail ‘i kuramayacağını anladı. Bunun üzerine Osmanlı ‘yı yıkma faaliyetleri için çaba harcadı.

Siyon tepesinin bulunduğu Filistin topraklarında Yahudi Devleti kurmak için İngilizlerle işbirliği yaptı. Filistin ‘i talep etmek için Sultan II. Abdülhamid ile iyi ilişkiler içinde olan Alman İmparatoru II. Wilhem ile temasa geçmiş fakat istediği sonuca varamamıştı. Bu yüzden bizzat kendisi İstanbul ‘a gelerek II. Abdülhamid Han ile görüşmek için uğraş verir. 19 Haziran 1896 ‘da Sultan II. Abdülhamid ile görüşmeyi başarır. Filistin ‘e Yahudi yerleşimi meselesine soğuk bakan Sultan II. Abdülhamid, Filistin’de özerk bir Yahudi devletini “kesin bir dille” reddetmiştir.

İlk girişiminde başarılı olamayan Herzl 19 Mayıs 1901 tarihinde tekrar saraya gelir ve Sultan II.  Abdulhamid ile görüşür. Bu görüşmesinde de Sultan II. Abdulhamid tarafından Kudüs reddedilir ve Yahudilere Mezopotamya ‘ya yerleşmelerini önerir. Herzl ‘in amaçları arasında Mezopotamya yoktur, bu önerisi kabul görmemiştir.

Herzl İstanbul ’dan ayrıldı ve günlüğüne Sultan II. Abdülhamit ’e ilişkin şu notu düştü:

“Sultan ’ın benim üzerimde bıraktığı intiba onun zayıf, gevşek fakat tamamen iyi bir insan olduğudur. Onun korkunçluğuna da inanmıyorum, sinsiliğine de. Onu daha çok soyguncular ve reziller, dejenerelerden müteşekkil bir çemberin içinde derinden bedbaht bir mahpus gibi görmekteyim. Bu çevredir ki her türlü rezilliği yapmakta ve onun namına yapmış gözükmektedir… Yıldız Sarayı tam bir mücrimler çetesidir. İcra ettikleri her cürümden sonra şuraya buraya dağılıyorlar ve sanki her şey hükümdar adına yapılmış gibi hiç kimse mesul olmuyor.”

Bunun üzerine İngiltere ile yeniden ilişki kurarak sorunun çözüleceği fikrinden hareketle İngiliz Sömürgeler Bakanı Chamberlein ile görüşür. Bu görüşmeden de istediği sonucu alamayan Herzl kısa bir süre sonra Londra’ya davet edilir. Bu görüşmede ‘Yahudi yurdu’ olarak kendisine Uganda teklif edilir, ancak teşkilat kongrede bunu reddeder. Herzl İstanbul ‘a ‘vadedilmiş topraklar’ Filistin ve Kudüs için birkez daha gelir ancak talebi Sultan II. Abdülhamit Han tarafından yine reddedilir. Filistin topraklarının ‘vadedilmiş topraklar’ olması Herzl ‘in gözünü buraya çevirmesinin nedenidir.

Dünya Siyonist Teşkilatının Başkanı ve dünyayı kan gölüne çeviren Siyonizm düşüncesinin mimarı Theodor Herzl 1904 yılında öldü.

II. Abdülhamit, tahttan indirilişinin ikinci yılında (1911) doktoru Atıf Hüseyin ’e “Eminim zamanla (Yahudiler) Filistin ’de kendi devletlerini kurmayı başaracaklardır” sözüyle gidişatın nereye varacağını görmüştür.

Sultan II. Abdülhamid Han. Fransız Le Petit Journal Gazetesinin 21 Şubat 1897 Tarihli Nüshasının Kapağı

Herzl ‘ın yaşamı boyunca tüm çabaları boşa çıkmış, fakat Filistin ‘de kurulacak İsrail Devleti hayali ölümünden tam 44 yıl sonra, 1948 yılında gerçekleşecek ve İsrail kurulacaktı.

Kudüs ‘ün önemeni anlayabilmek için tarihi süreci bir ders olarak görmek ve Siyonist düşüncenin, Siyonizm hareketinin karşısında, tarihimizin bize miras bıraktığı misyonla hareket etmek, bundan sonraki süreçlerde, tavizsiz bir politika izlemek görevimiz olmalıdır.

Atalarımızın kanlarıyla sulanan Türkiye Cumhuriyeti ‘nin toprak bütünlüğünü tam manasıyla sağlamak öncelikli hedefimiz olmalıdır. Aksi taktirde, yaşanabilecek olası bir yıkım, yeniden bir felakete sebebiyet olacak, bu coğrafyada daha rahat hareket etmek isteyen içerideki ve dışarıdaki düşmanların misyonlarını tamamlamasıyla, Ortadoğu yeniden kan gölüne dönecek, barışı ve huzuru kaybedecektir. Ödevimiz gayet açık ve nettir. Bulunduğumuz coğrafyada barışı ve huzuru bozmak isteyen Emperyalist ve Siyonist düşüncelerin karşısında durmak, oyunu bozmak, terörü bitirmek, her yönüyle tam bağımsız ve her alanda daha güçlü bir devlet olmak zorundayız. Dünyada adaleti, barışı ve huzuru sağlamak için tarihi misyonumuz bizden dünyada cereyan eden bütün olaylara çekimser yaklaşmayı değil, bilakis bizi de etkileyeceğini düşünerek, olaylara çözüm üretip bu şekilde yaklaşım göstermemizi beklemektedir.

Diğer yazımda görüşmek üzere, sağlıcakla kalınız efendim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here