Sultan Vahidettin ve Mustafa Kemal Atatürk

Zamanımızın bilgisiz, cahil sözde Osmanlı torunları ile sözde Mustafa Kemal ‘in askerleri hep kandırıldılar ve kanarak yüce Türk milletini aldattılar. Bu büyük milleti kendi asil tarihinden koparmaya çalıştılar.

Sözde Osmanlı torunları, yıllarca Mustafa Kemal Atatürk ‘ü karalayarak İngiliz ajanı olarak lanse ettiler, sözde Mustafa Kemal ‘in askerleri ise Vahidettin ‘i hain bildiler.

Halbuki ne Vahidettin haindi ne de Mustafa Kemal Atatürk İngiliz ajanı idi. Aslında bu epey zamandan bu tarafa Türk milleti üzerinde oynanan, iftira dolu tartışmalarla millete yüce tarihini unutturmaya, yenilginin öcünü almaya çalışan, uşak olmaya alışmış hainlerin oyunuydu.

Gelelim 1919 ‘lu yıllara. O günün ağır koşulları değerlendirildiğinde, İngiliz işgali altında olan Osmanlı Devleti, payitahtta kol gezen İngiliz kuvvetleri ve işbirlikçileri varken, vatanın kurtuluşu için her şey kontrollü yapılmak durumundaydı. Başkenti işgal altında olan Osmanlı Devletinden bahsediyorum.

Osmanlı Devleti işgal altında iken çöküşünü gören ve bu durumu hüzünlü gözlerle izleyen, kendi deyimiyle ülkeyi kurtarmaya kabiliyeti olmayan Sultan Vahidettin, gizlice Osmanlı ordusunun en önemli subaylarını, uzun yıllardır tanıdığı ve yaveri olan Mustafa Kemal Paşa ‘yı başlarında görevlendirerek sözde masum Ermeni ve Rum tebaasının teftişi için 19 Mayıs 1919 ‘da Bandırma Vapuru ile Samsun ‘a çıkaracak ve Anadolu da gönderecekti. O subaylar ise sözde masum Ermeni ve Rum tebaasına yapılan zulmü raporlayacak ve bu zulme son vereceklerdi. Bu durum Bandırma Vapuru ile Samsun ‘a çıkacak subaylara son onayları ile izin verecek İngilizlerin gördüğüydü. İngilizler böyle görsün isteniyordu. Her şey gizlice yapılıyor, vatanın kurtuluşu için büyük mücadele başlıyordu. Anadolu ‘dan  gelen istihbaratlar Sultan Vahidettin, Genel Kurmay Başkanlığı ve subaylarca biliniyordu. İstihbaratlar, masum olarak nitelendiren Ermeni ve Rumların aslında birer çete kurdukları, Türk halkına, Anadolu insanına zulmettiği yönündeydi. Samsun ‘a ayak basan subaylar asıl vazifelerini, yani Anadolu halkının desteğini alarak, bu Ermeni ve Rum çetelerine karşı mücadele vererek, vatanı işgalden kurtarmak için Milli Mücadeleyi başlatacaklardı.

Zorlu bir yoldu bu. Yokluk içinde, çetin bir yol. Türlü iftiralara maruz kalınacak fakat dirilişin başlangıcı olacak zor bir yol. Hiçte kolay olmayan bir yol.

Vatanın kurtuluşa ermesi için Sultan Vahidettin ve Samsun ‘a çıkan subayların başında olan Mustafa Kemal Paşa hain rolünü oynayacaklardı. Yani Sultan Vahidettin Mustafa Kemal Paşa ‘nın arkasında saf tutanlar için hain olacak, Mustafa Kemal Paşa ‘da Sultan Vahidettin ‘in tarafında olanlar için hain olacaktı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulacak ve bu andan itibaren, yalan havadisler dönemin mecmualarında bilerek basılacak, İngilizlere şirin görünmek için Mustafa Kemal Paşa ve çevresi hain ilan edilecek, Mustafa Kemal Paşa için idam kararı çıkarılacaktı. Sultan Vahidettin bilerek yanlış kararlar verecek, Türk milleti kurtuluşu için kendisine önderlik yapan Mustafa Kemal Paşa ‘nın safında yer alacaktı. Öyle de olmalıydı. 1911 yılından bu tarafa cephelerde savaşmış, birçok şehit vermiş Türk milleti başka türlü yeniden ayağa kaldırılamazdı. Az değil. Dile kolay, 1911 yılından 1922 yılına kadar aralıksız 11 yıl savaşmış bir ecdattan bahsediyoruz. Düşünün o zor şartları.

23 Nisan 1920 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisini kuran Mustafa Kemal Paşa, Sultan Vahidettin ‘in kendisi hakkında çıkardığı idam kararı sonrası, ülkedeki çift başlılığı ortadan kaldırmak, Türk milletinin desteğini alabilmek için o zorlu yıllarda şu notları kaleme alıyor; “Osmanoğulları ‘nın otuz altıncı ve sonuncu padişahı Vahdettin ‘in saltanatı döneminde millet en derin esaret çukurunun önüne getiriliyor. Binlerce yıldan beri bağımsızlık kavramının seçkin örneği olan Türk milleti, bir tekme ile bu çukurun içine yuvarlanmak isteniyor. Fakat bu tekmeyi vurdurmak için bilinçsiz bir hain gerekliydi. Nasıl ki yasal olarak ölüm cezasına çarptırılanların bile ipini çekmek için duygularından arınmış bir yaratık aranır. Ölüm kararını verenlerin böyle aşağılık bir araca ihtiyaçları vardır. O kim olabilirdi? Ne yazık ki bu milletin hükümdar, sultan, padişah, halife diye başında bulundurduğu Vahdettin… O, bu davranışıyla kendini öldürdü.”

Sultan Vahidettin bilerek hain rolünü oynarken, bir taraftan Çanakkale Savaşı ‘nın kahramanı Mustafa Kemal Paşa, Türk milletinin önderi olarak hazırlanıyordu. Milli mecmualar, yazı ve şiirleriyle, milli mücadeleye katılan aydınlar destekleriyle bir milletin dirilişini sağlamaya çalışıyor. Varoluş için son kez ayağa kalkması isteniyor. Bunu başka türlü nasıl yapabilirsiniz?

Ve işte vatan, bayrak, ezan için ayağa kalkıyordu millet. İstenen olmaya başlamıştı. Milli cemiyetler kuruluyor, millet cepheye koşuyordu.

Anlayın bu zorlu yolu, vatanın istiklali için ecdadın düşmana karşı oynadığı büyük oyunu anlamaya çalışın. İngiliz casuslarının ve maşalarının (İngiliz casusu, maşası sahte derviş, şeyh, sarıklıların) gelgitsel şaşkınlıkları arasında oynanan 2 perdeli zor oyunu. Evet 2 perde bu oyun:

  1. Perde: Kurtuluş,
  2. Perde: Kuruluş (Yeniden Doğuş)

O yıllarda eski gücü yerinde olmayan, bitmiş bir Osmanlı Devleti ‘nden ve idaresinden bahsediyoruz. Fakat işgale rağmen tekrar dirilişi sağlamak, gizlice vatanın kurtuluşunu arayan, morali bozuk ama gözü pek Sultan ve Subayları onlar.

Zor görevi İngilizlerin gözü önünde iyi oynayan birer kahraman onlar. Sultan Vahidettin ‘de, Mustafa Kemal Atatürk ‘de, Fevzi Çakmak ‘da, Kazım Karabekir ‘de, İsmet İnönü ‘de ve daha niceleri, hepsi birer kahramandı. Hepsi görevlerini yapacak, bu vatanı işgalden kurtarıp, bu vatanı yeni adıyla kuracaklardı. Türk gerektiğinde bitmiş olan devletini yine kendisi yıkıp, yeniden bir devlet kuracaktı. Modern Türkiye Cumhuriyeti Devletini.

Sizin hain dediğiniz Vahidettin, 1 Kasım 1922 yılında saltanatın kaldırılması ile, ülkede çift başlılık yaratmamak için, önce Mısır ‘a niyetlense de İngilizlerin buna karşı durması münasebetiyle 17 Kasım 1922 ‘de İngilizlerin Malaya gemisiyle Malta ‘ya gitti ve yaşamını yoksulluk içerisinde yitirdi.

Sizin İngiliz ajanı dediğiniz Mustafa Kemal Atatürk, ülkeyi işgalden kurtarıp, kendi rızasıyla 17 Kasım 1922 yılında ülkeden ayrılan Sultan Vahdettin ‘in ardından 29 Ekim 1923 yılında cumhuriyeti ilan etti ve  kurduğu modern Türkiye Cumhuriyetini bize miras bıraktı.

Çünkü onlar böyle olmasını istemişlerdi. Başka türlüde olmazdı zaten. İşgal edilmiş ve ordusu dağıtılmış Osmanlı Devleti ‘nin Sultanı Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa ‘yı Milli Mücadele için görevlendirdiğinde hain görünmeliydi ki, dağılan ordunun diğer komuta kademeleri askerleri ile birlikte Mustafa Kemal Paşa ‘nın yanında saf tutabilsinler. Şimdilerde adına kurtuluş dediğimiz zaferi, vatanın kurtuluşu için gereken görevi gizlilikle ve titizlikle yaptılar. Çünkü Osmanlı Devleti bitmişti. Türk yeni devletini kurmalıydı.

Yıllar sonra Sultan Vahidettin 16 Mayıs 1926 yılında İtalya ‘nın San Remo şehrinde kalp krizi nedeniyle vefat ettikten sonra, Hamdullah Suphi Tanrıöver ‘in anlatımına göre, Mustafa Kemal Atatürk, Sultan Vahidettin için; “Allah rahmet eylesin. Bir tarih kapandı. Kim isterdi ki böyle olmasını. Çok namuslu bir adam öldü. İsteseydi Topkapı Sarayı ‘nın bütün hazinesini götürür ve öyle bir ordu kurup geri dönerdi ki… ” diyecekti.

Yine Mustafa Kemal Atatürk yanında hizmet veren Cemal Granda ve Yazı İşleri Müdürü Tevfik Bey ‘e; “Beni Milli Mücadeleyi açmak üzere bunca paşa arasından seçip Anadolu ‘ya gönderen Sultan Vahidettin ‘dir. Uzun söze ne hacet. Tarih, bir gün her şeyin en doğrusunu herkese gösterecektir” demiştir.

Sultan Vahidettin ‘in torunu ise şu itirafta bulunacaktı; “İngiltere ‘de ki evimizin bahçesinde oynarken bir taraftan Atatürk için kötü ifadeler bulunan şarkılar söylüyorduk. Bunu duyan Vahidettin dedem bizi azarlamış ve kulağımızdan çekmişti. Haddinizi aşmayın, bir daha duymayacağım, o her şeyden önce şanlı Osmanlı Ordusunun bir paşasıydı demişti.”

Esas hain olanlar fütursuzca saldırarak bize kendi atalarımızı bilerek kötüleyenlerdir. Tırnağı dahi olamayacağınız insanlara hain yaftasında bulunanlar, önce dönüp aynaya bir bakın. Sizin cehaletiniz bu ülkeye en büyük ihanettir!

Bu tiplerden korunmanın en iyi yolu ise kitap okumaktan, araştırmaktan ve sorgulamaktan geçiyor.

Şimdi oynanan oyunları gör ve vatanına sahip çık! Zira sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.

Gözünüzü açın, uyanık olun, her şeyden önce sağlıcakla kalın efendim.

 

Kaynaklar:

  1. Murat Bardakçı, Şahbaba
  2. Muzaffer Erendil, Yakınlarından Hatıralar, Anekdotlarla Atatürk
  3. Yücel Demirel, Atatürk/Belgeler, El Yazısıyla Notlar, Yazışmalar

2 YORUMLAR

  1. Cem çok güzel bir yazı hazırlamışsın. Herkesin açık yüreklilikle cesaret edip yazamayacağı bir yazı. Tarafsız, objektif ve bu milletin çocuklarına yakışır bir değerlendirme ile yazılan bir yazı olmuş. Seni tebrik ederim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here