Uzun bir aradan sonra yine yeniden kelimelerle dans etme zamanı diyoruz.

Neler oldu, neler yaşadık bu süre zarfında. Herkesin hayat hikayesine yeni konular eklenirken benim de hayat hikayemin konuları yerinde saymadı elbette.

Bu gün yeni bir yemek tarifi öğrendim mesela. Hayat hikayeme eklemeye karar verdim bu tarifi de. Biraz umut alıp biraz da insanlığı ekliyorsunuz sonrasında lezzetine doyulmayan bir hayat yemeği geliyor sofralarımıza. Bizler her şeyi eleştirirken kendimizi eleştirmeyi unutunca yaptığımız yemeklerin lezzetinin sadece tuzdan, salçadan geldiğini düşünmeye başladık sanki son zamanlarda.

Halbuki unuttuğumuz o yemeklere kattığımız duygular değil miydi ?

Çayı ocağa koyarken mutfak camından kendi çocuğumuz evde olsa bile komşunun çocuğunu takip edip koruyup kollardık üstüne eklerdik Ahmet oğlum ya da Ayşe kızım annen evdeyse çayı koydum gelsin diye orada olduğumuzu belirtircesine bağırırdık adeta.

Şimdi de çıkmış olanları televizyon kanallarından, sosyal medya hesaplarından öğrendiğimiz doğruluğunu bile çok merak etmeden yorumlarımızı bile oturduğumuz yerden yaptığımız bir sürece girdik. Bu da düşündürüyor beni ya biz artık mutfakta yemek pişirmiyoruz ya da artık komşumuzu sevmiyoruz. Nasıl bu hale geldiğimizi ülkece oturup düşünmemiz gerekir.

Kimileri bu durumu siyasete bağlayacak kimileri hükümet diyecek kimileri de mültecilere yüklenecek. Peki biz de hiç suç yok mu diye kimbilir kaç kişi diyecek.

Çok iyi tarihçilerimiz bile tarihimizin gerçek tarih olmadığını söylerken, ülkemiz üzerinde onca oynanan oyun varken, kalkıp patatesin kilosunu, geç gelen otobüsün şoförünü bahane ederek canıyla kanıyla al bayrağımıza rengini işleten şehitlerimizi bile bile kalkınmaya çalışan ülkemizi ayaklandırmalarına müsaade edip hani o uzaktan uzağa camdan bakıp da komşunun çocuğunu umursamayan insanlar olarak terör örgütünü salına salına meclise aldınız. Yemeğin tadını tuzunu sormayın şimdi. İnsanlığınız eksik kaldı çünkü yemek ocaktayken eklemediğiniz.

1.ve 2. Dünya savaşı sırasında yaşanılanları, cephelerimizi, savaşlarımızı, anlaşmalarımızı, ittifaklarımızı, düşmanlarımızı yıllarca tarih kitaplarından okuduk. Hep merak etmişimdir, hala da merak ederim, peki biz niye bizde olan, bizim olan topraklarımız için savaştık. Osmanlıya ait değil miydi ? Burası bizim diyemedik mi ya da buraları da size verelim mi dendi ya da farklı bir nesil yetişmesi için uygulanan strateji miydi? Kalkmış şimdi ki nesli beğenmiyoruz ya da çıkan her haberi hükümete bağlıyoruz, biz vatandaşlık görevimizi tam yapmıyoruz. Sadece çıkıp oy vermek değil bizim görevimiz elimizde silah, üzerimizde üniforma varmışcasına karşı durmayı beceremiyoruz düşmana karşı. İnsanlığımızı bulmalıyız önce hayatımıza eklemek için sonrası gelir zaten.

Hangi hikayenin başrolü olduğumuzdan ziyade hikayelerle gelecek nesillerimizi yönlendirmeyi becerebilmek asıl marifet. Bizler memleketimizin beyaz çemberini takabiliyorsak, peştemalını giyebiliyorsak geçmişten bir şeyler öğrenmişiz demektir. Öğrendiklerimizi de öğreneceklerimizle pekiştirerek tadına doyulmaz hayat hikayemizi harmanlamış olmaktayız.

Bana ne diyemiyorum, bu ülke de olan her şey ama her şey beni ilgilendirdiği gibi seni de, onları da, bizi de, sizi de , onları da ilgilendiriyor.

İlk okula giderken ant içtim ‘’Türküm, doğruyum, çalışkanım. İlkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi, özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Ey büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene !’’ diyerek. Bilirim ki benim yaşıtımda herkes bu andı söyledi hem de hergün ama faydasını göremedik şimdilerde aynı fast foodlara aldanıp da mutfağın yolunu da penceresini unuttuğumuz gibi…

Belki tarih kitabı gibi olmayacak ama biraz da o günlere hayallerde bizi götürecek olan ayrıca her yerde Kastamonu’ya ait olduğu yazılıp çizilse de bir zamanlar Üsküdar’a kadar olan kısmın Kastamonu’ ya bağlı olduğunu varsayarsak bir nebze de olsa doğruluk payı var diyebiliriz.

Ve Karabük’e ait olduğu da söylenen fakat çok da derin bir araştırma yapmadığım varsa da hatam affola diyerek sizlerle şu dizeleri paylaşmak isterim; Çanakkale Türküsü Çanakkale içinde vurdular beni Ölmeden mezara koydular beni Of gençliğime eyvah Çanakkale içinde aynalı çarşı Ana ben gidiyom düşmana karşı Of gençliğim eyvah Çanakkale içinde bir uzun selvi Kimimiz nişanlı kimimiz evli Of gençliğim eyvah Çanakkale üstünü duman bürüdü On üçüncü fırka harbe yürüdü Of gençliğim eyvah Çanakkale içinde toplar kuruldu Vay bizim uşaklar orda vuruldu Of gençliğim eyvah Çanakkale içinde bir dolu testi Analar babalar umudu kesti Of gençliğim eyvah İki elinin arasına koy başınıda düşün şimdi mecliste olan düşmanı Çanakkale içindeki ile farkı var mı ve buna ne kadar sebep olduğunu, sonra da deme benim ülkem diye, artık vicdanlarımızı çalıştırıp, insanlığımızı ortaya koyalım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here