Bir varmış bir yokmuş, köyün birinde bir güzel kız yaşarmış. Bu kızımız hamaratlığı ve güzelliği ile dillere destan olmuş. Fakat köyde güzel kızımıza aşık olan ve yüreği kötülüklerle kaplı olan delikanlımız varmış. Bir gün genç ve güzel kızımız tavuklara yem vermek için bahçe de koştururken , kötü huylu delikanlı gelip onu izlemeye başlamış. Fakat delikanlının dikkatini çeken sadece güzel kızımız değil, bahçede bulunan çiçekler ve ağaçlarmış. Etrafına baktıkça rengarenk çiçeklerin olduğu bahçe genç kızımız tavuklara yem verirken solmaya başlıyormuş. Genç kız çiçeklerin yanına yaklaşırken bitkiler solgun duruyorlarmış, genç kız uzaklaştıkça bitkiler tekrardan canlanıyor ve eski görkemli hallerine bürünüyorlarmış. Ve bunu fark eden delikanlı daha da çok merak edip  genç kızın evine yakın bir ağacın arkasına saklanıp olan bitenleri izlemeye ve bu olayı çözmeye karar vermiş. Her geldiğinde farklı olaylarla karşılaşan delikanlı, genç kızımız hakkında köyde de hikayeler anlatmaya başlamış. Durumu merak eden köylüler bir gün delikanlının peşine takılıp genç kızın evini izlemeye karar vermişler. Ama köylülerin izlemeye geldiği gün kızımız dışarıya çıkmamış onun yerine babası çıkıp tavuklara yem vermiş ve genç kız geçtiğinde solan bitkiler babası geçerken şekil değiştirmemiş, solmamışlar. Bu kez köylüler genç delikanlıya yalancı dercesine yüzlerini buruşturarak gitmişler. Ertesi gün tekrar gelen delikanlı yine aynı olaylarla karşılaşmış ve bunun nedenini kıza sormaya karar vermiş. Ama buna bir türlü cesaret edememiş. Elbet birgün sorup öğreneceğim diyerek yine merakla izlemeye devam etmiş olayları. Bitkiler boyunlarını büktükçe genç kızımızda onlarla konuşmaya başlamış. Tek tek bütün çiçeklerin başına gidip bir bir anlatıyormuş. Ne söylüyor da boyunları bükükken bir anda eski hallerine geri dönüyorlar diye delikanlı daha da çok merak eder olmuş. Yine genç kızın evini izlediği bir gün genç kız ve ailesi ellerinde birkaç çanta ile kasabaya gitmişler. Fırsat bu fırsat diyerek genç delikanlı eve girmeye karar vermiş. Bahçe de bulunan çiçeklerin yanlarına tek tek gitmiş ama çiçekler genç kıza verdikleri tepkiyi delikanlıya vermemişler. Delikanlı iyice merak edip evin kapısına yönelmiş. Kapının kolunu çevirmiş ve kapı açılmış giderken kapıyı kilitlemeyi unuttuklarını düşünerek adımını atmış içeriye. Gördükleriyle karşılaşmayı düşündükleri arasında farkı görünce kendinden utanmış. İçeride hastane odasını andıran bir yatak ve birkaç malzeme varmış. Neden bu evde bu odanın olabileceğini düşünmüş genç delikanlı fakat aklına genç kızın babasının hasta olabileceğinden başka hiçbir şey gelmemiş. Evin içini merakla gezerken gözüne duvarda ki fotoğraf karesi takılmış. Dünyalar güzeli genç kızımız ve annesi ile babası yan yana poz vermişler. Ama genç kızımızın şimdiki görüntüsü ile fotoğraf karesindeki görüntüsü çok farklıymış. Daha kilolu daha bir güzelmiş, gözlerinin derinliklerinde insanın boğulası gelir diye mırıldanmış delikanlı.  Evin diğer odaları her evde olan eşyalarla dolu olup dikkat çekici hiçbirşey görememiş tam çıkmaya karar verdiğinde odanın birinde  masanın üzerindeki defter dikkatini çekmiş. Zaten evi kurcalıyorum bu defteri de okusam ne olacak diye geçirmiş ve başlamış sayfaları çevirmeye. Her sayfa da sadece tarih ve sayı varmış. Son sayfasına baktığında delikanlı o günün tarihi ve son üç rakamını görmüş. Sonra defterin arkasında bulunan kağıtları karıştırmış. Okudukça kendinden utanmış ve nasıl böyle düşünceye sahip olabilirim diye kendine kızmış. Ardından hızla o evden uzaklaşmış. Ertesi gün tekrar geldiğinde genç kızın evinde kimsecikler yokmuş. Dün geri dönmemişler, kasabada kalmışlar. Ve bir sonraki gün yine gelen olmamış. Ve böylece günler günleri kovalamış. Delikanlı beklediği hergün hem merak ediyor hem de okuduklarından sonra kızı daha da çok görmek istiyormuş. …

Hikayenin devamını herkes yazıyı okudukça kendince bir sonla noktalayacaktır. Bizlerde her kitabı okuduğumuz da sonunu bilmeden tahmin edebiliyoruz. Fakat hayat hikayemizin dün haricinde ki hiçbir sayfasının sonunu bilmiyoruz, bilemiyoruz. Yaşanmışlıklar ne kadar çok olursa olsun yine de sayfanın sonunu kaderimiz belirliyor. Sayfanın sonunu belirlerken de hayat hikayemizin en güzel sayfalarına sağlığı iliştiriveriyoruz. Her şehirde gittikçe artan hastane sayısı ve bu hastanelerde ki hastaların sayısı zamanın bize en meşakkatli oyunu galiba. Bazen denk geliyor sohbet ediyoruz bazen de hastanede doktora muayene sırasında etrafı incelerken görüyoruz. Başımız ağrıyor doktora, ayağımız inciniyor doktora, saçımız dökülüyor doktora, dişimiz ağrıyor doktora koşuyoruz. Peki biz neden iyi olmayı beceremiyoruz. Her uzman medya da çıkıp kendince açıklama yapıyor da biz insanoğlu nasıl bu hale geldik acaba diye kimsede bir şey söylemiyor. Evet insanoğlu olarak bir yere doğru gidiyoruz fakat nereye gittiğimiz belli değil. Ve bunların başını da sağlık çekiyor.

    Geçenlerde bir hastaneye gittim ve hastanenin her köşesi hasta kaynıyor. Tabi bizde dahil. Sonra bakıyorum ki devlet hastanesi olması sebebiyle çalışanlarda bir özgüven patlaması var. Danışma da duran kendince hastanenin başhekimi gibi heyt, höyt diyor, doktora muayene olmak için hastaların alması gereken sıra numarasını veren kızcağızımız  on dakika da bir yerinde yok. Kan tahlili için kan alımı ulu orta biryerde yapılıyor fakat bakıldığında hastane hizmet veriyor ve bu hastane kanser hastalarına hizmet veriyor bu şekilde. Her vatandaş oraya sadece dişi ağrıdığı için, ayağını incittiği için ya da başı ağrıdığı için gelmiyor. Kanser tedavisi için kemoterapi görebilmek için gidiyor, hastalık süreçlerini çok iyi bilerek psikolojik olarak çökmüş bir şekilde o hastane koridorlarında durmak zorunda kalıyorlar. Elbette ki sağlık çalışanları insanla uğraştığı için zor bir görev üstleniyorlar fakat yine de haşa ALLAH, Peygamber değiller. Ve ne olursa olsun gelen tüm hastalara o psikolojilerini bilerek davranmaları gerekir. Ayrıca hastanelerin özellikle onkoloji bölümlerinin tahlil laboratuarı doktorlarla aynı katta olmalı insanlar hastalık etmenin verdiği güçsüzlükle aşağı yukarı inip çıkmamalı. Saatlerce aldıkları kemoterapi onları yeterince yoruyorken tahlil sonuçları için ayrıca strese girmemeliler. Hasta yakınlarının nasıl ki psikolojik desteğe ihtiyacı varsa hastanede çalışan personellerinde psikolojik olarak eğitimden geçmeleri gerekiyor. Önce davranış bilimlerini öğrenmeliler sonra hastalıkların insanlarda ki etkisini birazda vicdan eklenmeli sonrasında hastanelerimizde düzene girecektir. Hastalıklarımız da bu kadar artmayacaktır. Hazır hastanelerden bahsetmişken şu sıra sürekli gündemde olan  olayımızı da yazmadan edemeyeceğim. Telefonla arıyoruz sıra yok, hastaneye gidiyoruz muayene yok peki hiç mi sıra olmuyor ya da hiç mi denk gelmiyor , arıyoruz çalıp çalıp meşgule düşüyor hat neden acaba??? Ülke gündemi o kadar çok olayla dolu ki buna sıra gelmiyor ya da kendince ülkemizde ki hain terör örgütü yandaşçıları fark etmiyor sanıyorlar ama unuttukları bir şey var bazen devlet ölü taklidi yapar ki doğru suçluyu bulabilmek için. Hatların düşmemesi hastane sorunlarının yokmuş gibi gösterilmesi, hastalara sağlık personellerinin davranışları isyan çıkartmak için ama boşuna uğraşmayın. Devlet sadece bekliyor. Düğmeye bastığında sabote edebileceğiniz bir göreviniz kalmayacaktır.

Komşumuz Yunanistan a da geçmiş olsun diyorum ve bizim göndereceğimiz yardımı kabul etmeyip ülkesinin bağlılığını gösterdiği için de ayrıca ne kadar komşu olduğunu birkez daha göstermiş oldu.

Hayatta her şey olunabilinir ama vicdanlı insan olmak ayrı bir gururdur. Hayatımız boyunca vicdanlı insanlarla karşılaşmak ümidiyle, sağlıklı günlerimiz olsun…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here