Bir sabah uyanmışsın bakmışsın yaşadığın her şey aslında bir rüya imiş. Sen aslında yedi yaşındaymışsın. Bu aralar bu tarz yazıları sosyal medyada çok görür olduk. Zaman içinde dünya da ki yolculuğumuza devam ederken zamanı geri alma gibi bir yeteneğimizin olmadığının herkes farkında. Fakat yinede bir umut bağlıyor işte insanoğlu yaşanmışlıkları ardı sıra bırakmamaya. Yinede  bırakıyoruz yaşanmışlıkları ardımız sıra ama ne kadarını? Düşündürücü !!!  Biraz farkına varsak o yaşanmışlıkların bizlere neler öğrettiğinin, hiçbir sorun kalmayacak ve dünyadan geçerken ardımızda bırakacağımız güzellikleri düşünmek gerek birazda. Buradan götüreceğimiz maddi olarak hiçbir etken yok çünkü. Sayıların, rakamların hayatımızdaki önemini düşünüyorum bazen sadece bir sayı artıyoruz ve sanki doğduğumuz güne belirli bir yaştan sonra geri dönerek sürecimizi tamamlıyoruz.  Yani demem o ki farkındalık lazım bize .  Türk ve Müslüman bir millet olarak örf ve adetlerimize de bağlıyız. Hiçbir bayramı es geçmeyiz mesela,  ev hanımlarımız köşe bucak bir bayram temizliği yapar, beylerimiz bayram temizliğini umursamayıp çoluk çocukla geçirecekleri vakti hesaplar. Arada uçuşan bayram tatlıları, sarmalar, börekler de ayrı bir havadır. Küçüklüğümden bu yana adet ve görenekleri uygulamaya çalışan ailemin olması bana ayrı bir avantaj diye düşünüyorum. Hatırlarım da 3-5 yaşlarında iken kurban bayramının birinci günü değil ikinci günü kesmiştik kurbanımızı. Paramız olmadığından değil de babamın birinci gün ancak eve gelebilmesinden kaynaklanıyordu. Adam uzun yola gider. Haftalarca yanımızda olmazdı. Ve o bayramı hiç unutmadım mesela ben. Hayatımın en güzel bayramlarından biriydi.  Bayramın ilk günü akşam babam eve girdiğinde bizim için bayram başlamıştı. İkinci gün kurbanımızı keserken de üstüne katmerli bir sevinç oldu. Harçlıklar mühim değil ya da kapı kapı dolaşmak da umrumda değildi. Her ne kadar çocuk olsam da bayramda ailem yanımdayken ne para ne şeker ne de komşular ilgilendiriyordu beni. Annem bayram sabahları erken kalkar evin erkeklerini damatlar gibi süsler bayram namazına gönderirdi. Evin kadınları boş durmazdı tabi erkekler gelene kadar hamur yapılır ev toparlanır ve kahvaltı sofrası kurulurdu. Annemin elinden kurtulmak ne mümkün illa bütün işler tamamlanacak o börek yapılacak. Ve bizde adettir yöresel tatlımız miyana helvamız yapılır her bayram ve  her bayram sabahı hamur işi yapılır, kahvaltı sofrası  erkekler bayram namazından gelene kadar hazırlanır ve beklemeye başlanır. Evin reisleri geldiğinde sırasıyla önce babamın sonra annemin eli öpülür ve sonra evdeki herkes bayramlaşır. Ailecek sofraya oturulur hatta kahvaltı sofrasında bir anda karar verilir ve memleket yoluna düşülür. Yolların uzunluğu ya da gittiğimiz zaman hiç önemli değil. Bizim için önemli olan birlikte beraberce bir şeyler yapabilmek. Ne mutlu ki bize bizler ailemizden bunları görüyoruz. Yetiştireceğimiz nesile de bunları aktarabileceğiz. Hani herkes diyor ya nerde o eski bayramlar diye, aslında bayramlar aynı yerinde sadece bizler unutuyoruz. Bayram için bayramlık almayı, tatlılarımızı evimizde yapmayı, konu komşu ziyaretini, bayram namazları için erken kalkmayı, en önemlisi de biz aile olmayı unutmaya başladık. Çocuklarımızın bilmem ne üniversitesinde bilmem ne bölümünde birinci olması için gelecek hazırlamak değildirgeleceğini hazırlamak, geleceğin en önemlisi  aile olmaktır. Aile evde yaşlı varken ona hürmet etmek, onun tüm ihtiyaçlarını başkalarına muhtaç etmeden bizlerin karşılaması demek. Varsa evde yapılacak iş varsa anneye babaya yardım etmek demek, sorumluluklarını bilen çocuk olmak,aile sorumluluğuna sahip büyük olmak demek.  Bunları başardığımızda bayram yine aynı bayram kalıyor, bizler de yine aynı bayramı yaşıyoruz.

   Ve bir bayram tatlısıdır, miyana helvası. Batı Karadeniz bölgesinde Karabük ve Kastamonu genelinde bilinen bir tatlıdır miyana helvası. Malzemeleri bakımından çok bir şey yok fakat yapım aşaması o kadar zahmetli ki damağımızda bıraktığı  lezzetle unutuveriyoruz helvanın yapılışında ocak başında geçen zamanı.  Gelen misafire ikram edildiğinde onlar içindeki malzemeleri tahmin etmeye çalışırken bizde o değil, bu değil, şu değil diye tebessümle karşılık veriyoruz . Konu komşu ziyaretleri eskisi gibi değil evet bunun herkes farkında hangi komşuya gidelim ki ya tatildeler ya misafir kabul etmiyorlar .  Değiştiğini düşündüğümüz   ve bizim evde ki bayramlar yine o eski bayramlar sadece bizler biraz yaşaldık .

Sözün özü aslında bayramlarda yaptığımız yemekler ya da tatiller değil bir olmayı,  imecelik yaptığımızı ve biz toplum olmayı unuttuğumuzdur.

Atalarımız sözleri söylerken haklı yerde söylemişler. Misafir umduğunu değil bulduğunu yer diye bir atasözümüz var mesela,  ev alma komşu al demişler. Yazmaya kalksak daha neler çıkacaktır, neleri yazarız ve yorumlarız ama bu iki atasözü özellikle her daim karşımıza çıkan ve bizlere bir şeyleri hatırlatan sözlerdir atalarımızdan kalan. Dolap doldurmak için değil konu komşuyu, eşi dostu akrabayı hatırlamak soframızı paylaşmak için gelmiş bir bayram varken bizler hangi tatilleri paylaşacağımız bayramlar geçirdikçe biz geçmişi unutur geleceğimizi planlayamayız…

Kendini unutmadığın sürece eskiyi hatırladığın sürece her şey aynı olur

Yıllara inat biz yine aynı olmaya devam edip, eskiyi yaşatma mücadelesi içerisinde olacağız…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here