Sofraların birleştirici gücüne çok inanırım. Sadece karnınız doymaz sofrada. Dostun sohbeti, muhabbeti ile ruhunuzda doyar. “İnsanın zehrini insan alır” misali dertlerin, kederlerin de sindirildiği yerdir sofralar. Sofralar ah sofralar…

Safranbolu Belediyesi’nin geleneksel yemek yarışması başvuruları başladı. Önceki yıllarda kendimde katıldığım yarışmayı çok beğeniyorum. Safranbolu gibi “Dünya Kültür Mirası” olan bir yere yakışan bir etkinlik. Ayrıca kültürel bir miras olarak yemeklerin gelecek kuşaklara aktarılmasının en kolay yolu, yöntemi olarak da çok kıymet verdiğim bir faaliyet.

Ülkemizde gıda sektörünün yeniden yapılandığı şu günlerde sektör çok uluslu şirketler istilası altında. Küreselleşme; her alanda oluğu gibi bu sektörünü de ele geçirmiş durumda. Günümüz şartları itibariyle dışarıda yemek, fast food ve hazır gıda tüketimi ülkemizde de hızla yaygınlaşıyor.

Reklam dünyası, “ Soğan kokan kadın olmak kim ister?” diye soruyor adeta. Tabi ki kimse istemiyor. Oysa soğan yemeğin tadı, tuzu, aroması. “Bugünde dışarıdan söyleyelim hayatım, sen zahmet etme” ne kadar da havalı ve iyi niyetli. Biricik karısını yormak istemeyen bonkör eş. Evet! ne olduysa zaten bu reklamlardan sonra oldu. Hepimiz daha elit ve daha modern olmak için dışarıda yiyelim bu akşam demeye özendirildik hep. Sonrası değişen alışkanlıklar, kolaya çabuk alışma ve hızlı değişim.

Oysa uzman görüşleri hiçte iç açıcı değil. Reklamlar şişede durduğu gibi durmuyor adeta.  Gıdaların raf ömrünü uzatmak için kullanılan kimyasallar, soğuk zincir kurallarına ihlali ve hijyen aklımıza gelen ilk olumsuzluklar. İşlem görmüş paketlenmiş gıdaların içeriği, besin değeri, sağlığa etkileri ise muamma.

Anne olduğum ilk yıllarda can parem, biricik oğluma vereceğim ilk gıdalar için kılı kırk yarardım. Paketlenmiş gıda içeriklerini okudukça tüylerim ürperirdi. Gıda mühendisi olsam devrim yapacak yiyeceği keşif ederdim herhalde.

Sonra dedim ki; sevgili anne, güzel anne iş başa düştü yine. Aldım elime malzeme,  bıçak ve tencere. Zaten erkenden başladım ben bu işlere. Biraz gayret biraz çaba ile hemen oturdu taşlar yerlerine. Derken uzman aşçı oluverdim birdenbire.

Sloganımı ise“küresel gıdalara karşı yöresel yemekler” diye belirleyiverdim bile. Gençlere örnek olmak işin cabası, bir kültürün aktarılması da işin püf noktası. Sonrası geldi işin arkası. Tarifler, teklifler.. Şimdilerde ise sahurlar, iftarlar. İşte böyle “Kelebek etkisi”…                                           

Belediyenin bu etkinliğini şimdiden tebrik eder, katılacak olanlara başarılar dilerim. Bizleri bayram sonrası yine bayram sofrası tadında, ruhunda görsel bir şölen beklediği kesin.  Gözümde canlanan ise; yapılan yemeklerin sergilendiği belki yüz, belki bin kişilik; rengarenk yiyecekler ile donatılmış boydan boya bir sofra. Cinci Han’ın avlusunda tarihe notunu düşecek bin bir çeşit yiyecekle dolu bir “Halil İbrahim Sofrası”…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here