Bir gün bir yoklama yapılır. Yüksek sesle sorulur. Yüksek sesle HALK yanıtlar.

EMİNE BULUT YOK

TUĞBA ERKOL YOK

HÜSNE ASLAN YOK

HELİN PALANDÖKEN YOK

İPEK KOVAN YOK

TÜRKAN SARIKAYA YOK

NECLA SAĞLAM YOK

GÜLDENYA TÖREN YOK

SANİYE ULUKAYA YOK

AYYUŞ ÇETİN YOK

SİBEL AKÇALI YOK

MAKBULE KOCAMAN YOK ………… …………

İzmir’de 1 yılda 21 kadın öldürüldü. 2015 yılında 303, bu yılın ilk 9 ayında 329 kişi, Özgecan’ın ardından 1369 kadın öldürüldü.

Peki var olanlar ne?

Gözleri önünde babasının annesine son nefesini verdirmesine şahit çocuklar VAR

Evladını elleriyle toprağa veren anne, baba, kardeşler VAR

Öldürülmese dahi uzuvlarını kaybetmiş kadınlar VAR  Ki henüz geçen hafta bir yazar arkadaşımız ayrılmak isteyen -eşi- tarafından pompalı tüfekle silahlı saldırıya uğradı ve bir bacağını kaybetti.

Bu ülkede kendini ‘PAŞA’ zannedenler VAR

Karşılarına erkek çıksa köşe bucak kaçacak… VAR

Evlerinde şu an dahi psikolojik şiddet gören KADINLAR VAR

Ayrılmanın zorunluluk haline gelmesine rağmen, evlerde gidecek yeri olmayan, erkeğin gün ve gün şiddetine maruz kalan kadınlar VAR

EN ÖNEMLİSİ BU ÜLKEDE ADALET VE YAPTIRIM VAR

Olması gerekenler nedir? Naçizane bilmiş tarafımızla biz yazalım.

-Bir kadının ekonomik özgürlüğü yoksa, bir anneyse ve çocukları ile birlikte barınacak ve en zaruri ihtiyaçlarının karşılanacağı bir yeri yoksa, DEVLET HİMAYESİNE GİRMELİ. Devlet himayesine nasıl girmeli? Artık KADIN KÖYLERİ mi kurulur yoksa kimlik değişikliği ile şehir mi değiştirtilir düşünmek lazım. Kadın sığınma evleri demeyin. Oranın yeterliliği ayrı bir yazı konusu olur. Kendi ailesinin dahi sahip çıkmadığı bir anneye, bir KADINA devlet kapılarını açarak BUYUR demezse, orada eksiklik üzerine eksikliğimiz var demektir. Burada asla devletimizin mercileri için eksik denildiği sanılmamalı. O vahşi erkekten koruma adına yapılması zaruri olan konular için daha can alıcı örneklerin oluşması amaçlı -bilmiş tarafımızdan- yazılmıştır. Bu esnada, güvenli bir köşeye çekilen kadın ve çocuklardan sonra, erkek için bazı testler… olmalı. O kişinin elini kolunu sallayarak kadının peşine düşmesi önlenmeli. Bunların da örneğini gördük. Baba evine sığınan kadınlar kocaları tarafından öldürülmedi mi? Baba evine dönebilen kadınlar koruma altına alınmalı. Her eve bir koruma sloganı atmıyoruz burada. Ama hapsedilen kadın olmamalı. Evden çıkamayacak konuma getirilmemeli kadın. Apartman kapısında o koca bekleyememeli. Uzaklaştırma kararı çıkarılmış erkeklerin çoğu bu karardan sonra kadını öldürdü. Demek ki; bizde bu uygulama pek bir şeye yaramıyor. Gözlerini, hadlerini korkutacak, dizginleyici başka bir çözüm bulunmalı. -Var olan kanunlarımızda yapın 100 de 100 arttırımlı cezalar. Bir kadına el kaldırana verin beş yıl hapis. Ha sonra siz indirim uygulayın. Dört yıl yatıp çıksın. Sorun değil. Zaten o dört yılda o hapisanede çok şey öğrenir, öğretirler adama. -Aile hekimlerine, muhtarlara , polislere v,b, yetkili uygun mercilere bir yetki verin. GEREKLİ GÖRÜLDÜĞÜNDE KİŞİ HAKKINDA PSİKOLOJİK RAPOR istesinler. Bu raporu almalarını şart haline getirin yaptırımlarınızla. Sadece 3 kere ehliyeti alınan kişide bırakmayın bu uygulamayı. Bak bakalım sokaktaki vatandaşa kadar herkes nasıl eteklerini topluyor. Rapor sonucunda, (maalesef şu an ülkemizde bulunmayan) akli dengesi toplum içinde yaşamaya uygun olmayan şahısların yatırıldığı, tedavi edildikleri hastanelere gönderin. Yatsın üç-beş yıl. -Okullardaki rehberlik öğretmenlerine sunulması şart olan raporlar hazırlamalarını sağlayın. Sadece odasına gelecek kadar bazı olaylar için oturmasın o rehberlik öğretmenleri. Her hafta 50 öğrenci ile özel görüşmeleri isim isim çağırarak yapsın. Aile içini keşfetmek ve önceden bilmek adına. Bunu da rapor olarak idari kısımlara ulaştırsınlar. Gerekirse Aileden Sorumlu Bakanlığa iletsinler…

Nasıl bir yuva toplumun en küçük yapı taşıysa, o yuvanın içinde doğan, büyüyen ve var olan herkes hepimizin hayatında aslında. Ülkemizin vatandaşları, gelenek ve görenekleri, sinir yapıları, edep sınırları, muhakeme mekanizmaları artık aynı değil. Kanunlar o anki yapı için konulur. Durum değişikliğinde yeni kanunlar konabileceği gibi, olan kanunların arttırımı söz konusu olması çok olağan bir şey. Toplumun, kendi başına adalet uygulaması elbette beklenemez ve asla böyle bir durum olmamalıdır. Da, o zaman ne yapmalı SEVGİLİ BÜYÜKLERİM? SEVGİLİ YETKİLİLER? Yetkiyi size verdik. Şimdi en başa dönersek, YOK dediğimiz o kuzucukların anaları, teyzeleri, anneleri, babaları, arkadaşları, doğmamış bebekleri bizden ne istiyor? Damadı ile sorun yaşayan kızların ailelerini biz nasıl huzura kavuşturacağız? Korkan kadınları ne yapacağız? Biz ki, bir kedi için ayaklanan bir kesim hala mevcutken bize adaleti nasıl göstereceksiniz?

Anneler, kızlar, ablalar size emanet. Hadi şu eşkıyalara, kendini erkek sanan müsveddelere bir kanun çıkarın ve o kanun da uygulansın.

Bu yazı elinden tutamadığımız, adını bu dünyadan göçüp gittikten sonra öğrendiğimiz, canını erkek egomanyasına kaybetmiş kadınlara adamıştır.

Umarım bir nebze de olsa yararımız olabilir. Bizden de bir ses olsun. Tüm seslerin birleşip çığlık olması dileği ile.

PINAR ÇAĞLINER

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here