Son dönemlerde her kitapçıya gittiğimde standları gezerken, kişisel gelişim kitaplarının artışı dikkatimi çekiyor. Neredeyse her hafta yeni bir kitap yazılmış ve yayınınlanmış, hatta bununla ilgili çok güzel ara cümlelerle reklamları yapılmış oluyor. Kitap kokusu arasında cümleleri bende okumaya çalışıyorum. Sonra da durup düşünüyorum, bu kadar kitap yazılıp çizilirken hala kişilik gelişimini tamamlayamamış insanların olduğunu da inkar etmek imkansız. Kitapların konuları mı yanlış? Ya da yanlış Kişiler mi okuyor kitapları? Göreceli bir kavram sanırım, çok bilinçlendiği için insanlarımız okumaya gerek duymuyor, okuyanın da burnunu havadan normale çekmek de zor oluyor. Kişisel gelişim üzerine düşünürken, bir an haberlere takıldı gözlerim.

Çin Halk Cumhuriyetinde bir virüs var ve insanlığı tehdit ediyor. Biraz müslümanlara yaptığı eziyet takılıyor aklıma, biraz son dönemde ki teknoloji yan sanayisi olmasıyla cep telefonu markalarının da dünya pazarında adı geçmesi, zaten kalabalık nüfuslarının bir şekilde sayısal düşüş yaşaması derken ta geliyorum bizim Yayladağı sınır kapısına kadar. Televizyonda haber olarak hala Çin’den bahsedilirken benim ne işim var diyorum sınırda. Aklıma bir zamanlar öğrendiğim Çin işkencesi geliyor. Son dönemlerde, oruç tutan müslümanlara yaptığı eziyetler gibi, yıllardır müslümanlardan alacağı intikamını alamamış olan Çin işkencesi. Adamlar işkence olarak maymun derilerini saçlarını kazıttıkları müslümanların kafalarına dikerlermiş, maymun derisinin iletkenliği olmadığı için uzayan saç telleri deriden geri döner, tekrar kafatasına doğru uzarmış. Uzayan saç telleri insanın beynini sardığında ise kendini bilmeyen, bilinci kapalı bir insana dönüşür ve onları kendi pis işlerinde kullanırlarmış. Tabi ki rivayetlere göre konuşmaktayım ne kadar doğrudur, iyice araştırılmalıdır ki bende hala araştırma içerisindeyim.

Aklımda bir sürü olaylar yaşanırken biran da neden Müslümanlar bir araya gelmeyi beceremiyor diyorum. Bugün her kıta da müslümana eziyet var. Ama sesi çıkan az. En büyük örneği de Suudi Arabistan değilmidir? Her yıl milyonlarca müslüman,bizlerin kutsal mekanı olan Kabe-i Muazzama’yı ziyaret etmek için kutsal topraklara gidiyor. Herkesin görevi belli. İbadet etmek. Haklılar da, yıllarca beklenen, rüyalarda bile kokusu üstlerine sinen o güzelim topraklara gitmek için varını-yoğunu biriktiren insanların en tabi hakkı. Fakat hala Haç ile Hilal’in savaşının olduğu bir dünya da, neden tüm müslümanlar bir araya gelemiyor.

Dünyaya karşı cihad ise cihad yapalım. Bir ay umreye gidecek kişiler gitmesin, on binlerce insan demek, milyonlarca para demek, müslüman görünümlü ama müslüman olmayanlara karşı birleşmek demek. Şimdi herkesin aklında şu düşünce beliriyor, sen ne diyorsun ya, bizim umreye gitmemizi mi istemiyorsun,ya biz oraya gitmezsek, oraları görmezsek ibadetimiz sayılır mı? İbadetin sayılıp sayılmayacağını Allah bilir, fakat dünya artım değişti. Savaşlar topla-tüfekle değil. Strateji ile savaşılıyor artık. Oyunu güzel kurarsak, galibi de biz oluruz, ama oyunu kurmadan yenilmeyi düşünürsen, oyun başlamadan mağlup oluruz, ki oluyoruzda. Stratejik olunca dünya oyunları son yıllarda, virüsün stratejisini de düşünmek gerek derim.

Malum havalar soğuk, mevsim kış. Dikkat edin kendinize, virüs çok bizde, gribin her çeşidini gördük. En azından gripten koruyalım kendimizi, diğerlerinden de korumuş kadar oluruz. Haydin ben okurken düşünmeye devam, sizler okumaya. Hoşçakalın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here