Milli Mücadelemizin kahramanlarını saymak ya da anlatmakla bitiremeyiz. Fakat sizleri bugün tanıştıracağım kişiden geri kalan sadece bir fotoğraf ve kahramanlık destanı. Kendisine verilen madalya kaybolmuş ve torununun anlatılarına ilişkin belgelerde yok maalesef.

Molla Yusuf ‘un oğullarından biri olarak 1874 yılında dünyaya geldi sonradan yüzbaşı olacak Mehmet Akbay. Bugün yaşamadığı için kendisiyle ilgili bilgilere dedesiyle aynı adı ve soyadı taşıyan torunu emekli öğretmen Mehmet Akbay ‘ın bizzat bana anlatımlarından ulaşabiliyoruz.

Emekli öğretmen Mehmet Akbay, dedesi 1961 yılında vefat ettiğinde henüz 8 yaşında bir çocuk olduğunu söylüyor. Dedesi Yüzbaşı Mehmet Akbay ‘ın çok iyi bir at binicisi olduğunu ifade eden torun Mehmet Akbay, onun için hayırsever bir insandı ve cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ‘e kesinlikle kötü bir söz söyletmeyen, Milli Mücadelemiz içerisinde yer almış, çevresinde saygınlığı olan bir kişiydi diyor.

Emekli öğretmen Mehmet Akbay: “O zamanlar bugünkü Temenler Köyü ‘nde otururduk. Dedem sıklıkla eş, dost ziyaretleri için Çaycuma ‘ya giderdi. Büyüklerimin anlatımlarına göre, ismini şu an anımsayamadığım rahmetli İhsan Bilgin ‘in babası, 1944-1946 yılları arasında Çaycuma ‘nın kaza oluşu ile birlikte ilk Belediye Başkanlığı ‘nı yapan Mustafa Zeren ve dönemin Çaycuma Müftüsü Salih Hoca Efendi ile samimi bir dostlukları varmış. Dedem 1926 yılında yüzbaşı rütbesiyle askeriyeden emekli oldu. Geri kalan yıllarını çoğunlukla köyümüzde ve Çaycuma ‘da geçirdi” diyerek dedesini anlatıyor.

Bir efsane mi, yoksa gerçek mi bilinmez elbette, fakat bizzat torununun anlatılarının doğru olduğuna inanarak (şahsın yaşadığı döneme ve askerlik yaşamına ilişkin fotoğrafı dışında bir belge olmadığı için) kendi ifadelerini aynen aşağıdaki satırlara aktarıyoruz. Emekli öğretmen Mehmet Akbay:

“O zamanlar yaşça küçüktük. Dedem bizlere askerlik görevi müddetince yaşadığı sıkıntıları ve anılarını anlatırdı. Doğu cephesinde Ruslara karşı savaşmış. Hatta Azerbaycan ‘da kendisiyle birlikte 4 asker Ruslara esir düşmüşler. Esaret süresince kötü muameleler gördüklerini anlatırdı hep. İşkence yaptıklarını, yumruk attıklarını falan söylerdi. Daha sonra bir yolunu bulup, ölümü göze alarak esir kampından kaçmışlar. Fakat Ruslar kaçış esnasında dedem ve askerleri fark etmişler. Haliyle arkalarından tüfekle ateş etmişler. Diğer askerler oracıkta şehit olmuşlar. Zannedersem dedemi de öldü zannetmişler. Fakat dedem zor bela, yaralı bir şekilde birliğine intikal etmiş. Kurtuluş Savaşı yıllarında da Milli Mücadelemize destek vererek, ordumuzda vazifeler üstlenmiş” sözleriyle anlatıyor dedesini.

Elbette bugün herkes kabul eder ki, Osmanlı Devleti ‘nin çöküş dönemiydi o yıllar. Zor şartlar altında vatan toprakları müdafaa edilmeye çalışılıyordu. Bugünse bu kahraman atalarımızın sayesinde bizlere miras bıraktıkları bu vatan toprakları üzerinde yaşıyoruz. Bir soru sormak istiyorum sizlere. Peki bizler, bu vatan için canını feda eden nice şehitlerimizin ve gazilerimizin, vatan bellediğimiz bu toprakların acaba ne kadar kıymetini biliyoruz?

Korona salgın hastalığına karşı evimizde kalalım ve korunalım. Zira hepimiz, birbirimiz için çok kıymetliyiz. Sağlıcakla kalınız efendim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here